|
MUTLU AİLELER
Mutlu aileler,
duygularında istikrar olan bireyler tarafından oluşturulur. Sevgi, nefret,
hayranlık, öfke, sevinç, ızdırap,
şefkat, merhamet insan hayatının mevsimlerine göre değişen unsurlardır. İnsan bazen en zıt duygular arasında mekik dokur. Hiç
kimse sürekli sevinç duyamaz, hiç kimse hiç öfkelenmeden edemez. Hiç kimse her zaman
güler yüzlü değildir. Fakat yüreğinin
duygularını akıl dizginiyle zapt etmesini ve onlara istikrar ve denge kazandırmasını bilen kişi, pişman olacağı işi yapmaz.
Böyle kişilerden oluşan aile de mutlu aile olur. Duygulan karışık ve aniden değişen insanların oluşturduğu ailelerde
mutluluğu uzun süre sağlamak zordur.
Mutlu aileyi oluşturan bireyler birbirlerini gözetirler. Bencil ve çıkarcı insanlardan mutlu aile oluşturulamaz.
"Tek el
kendisini yıkamaz"
sözü, karı-koca dayanışmasını temsil eden güzel bir sözdür. Birbirini düşünmeyen eşler, birbirleriyle
hayatı nasıl paylaşacaklardır? Hayatı paylaşmak, fedakârlık, vefakarlık ister.
Paylaşmak, evliliğin sırrıdır.
"İnsan niçin evlenir?"
diye soracak olursak, verilebilecek en güzel cevap
"hayatı paylaşmak
için"
olacaktır. Çünkü hayat karmaşık, tek düze olmayan bir şeydir. Hayat denizinde kimi zaman fırtına kopar. Böylesi
durumlarda insanın sığınacağı limanlar olmalıdır. İnsanın, fırtına kopan hayat denizinde sığınacağı en emin limanlardan biri
ailedir. Çünkü, ailede acılar ve elemler paylaşılır, mutluluklar ve sevinçler paylaşılır; birinciler paylaşıldıkça küçülür,
ikinciler paylaşıldıkça büyür.
Mutlu aile uzlaşmayı bilen eşlerden oluşur. Uzlaşma, ihtilafları ve anlaşmazlıkları çatışmaya ve kavgaya dönüştürmeden
hâlletme sanatıdır. Uzlaşma, iki farklı renkten üçüncü bir renk elde etmektir. Eşler iki ayrı hayatı yaşamış olan iki aynı ve
farklı kişilik iken, birlikte bir tek aile oluşturmak için bir araya gelmişlerdir.
Aile içerisinde çatışma, kapıyı örtünce içerde kalan derttir. Kapıyı örtünce dışarıda kalan dert, dert değildir; asıl dert
kapıyı örtünce içerde kalandır ve insana dünyayı cehennem eden de odur. Derdi kapı dışarı etmenin yollarından biri de,
uzlaşma sanatını bilmekten geçer.
Mutlu aileler, istişare mekanizmasının işletildiği, kararların ortaklaşa alındığı ailelerdir. Eşler, birbirlerine değer
verdiklerini ispat etmek istiyorlarsa, mümkün olduğunca aldıkları kararlarda danışma yolunu seçmek zorundadırlar. Bu,
anlaşmazlıkları daha yatağında hâlledecek ve çatışmaya dönüşmesinin önüne geçecektir. Üstelik istişarenin bereketi aileye
huzur biçiminde yansıyacaktır.
Mutlu aileyi oluşturan fertler birbirlerine bağımlı değil fakat "bağlı" dırlar. Bu bağlılık, fiziki olmaktan daha çok manevi
ve duygusaldır. Bu bağlılık bir bağımlılığa dönüşmediği sürece aileyi güçlendiren ve ayakta tutan bir unsurdur. Ancak bu
bağlılığın tek taraflı değil karşılıklı olmasına özen gösterilmelidir. Bu bağlılığın olmadığı aileler,
fizikçe bir ve beraber
görünseler de manen parçalanmış ve yırtılmış ailelerdir. Bu manevi yırtılma kimi zaman maddi çözülmeyi de beraberinde getirir
ve aile dağılır. Dağılmış ailelerin bireyleri de parçalı ve yırtık bir ruh hâline sahip olurlar; bu ruh hâli duygu-düşünce,
bilgi-eylem, madde-mânâ, dünya-ahiret, akıl-yürek dengesini kurmayı güçleştirir.
Mutlu ailede eşler birbirlerinin hassasiyetlerine duyarsız kalmazlar. Özel yeteneklerini köreltmez, özel durumlarını
anlayışla karşılarlar. Mesela erkek hanımına, âdet dönemlerinde daha hassas ve toleranslı davranır, kadın da kocasının iş
stresini anlayışla karşılar ve onu teskin eder.
Her toplumda birey çoktur, fakat örnek fertler azdır. Örnek fertlerin çok azı örnek aileler oluşturmada başarı
göstermektedir. Bu durumda örnek aileler azın da azıdır. Örnek bireyler bazen aile sınavında sınıfta kalmaktadırlar. Bu da,
modern dünyanın aileyi bütün olarak değil de kadını ve erkeği ayrı, çocuğu ve genci ayrı kategorilere ayırıp bütün bu
kategorileri birbirinden bağımsız alanlar olarak değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa, kadın ve erkek bir bütünün iki
yarım küresi olduğu gibi, bebeklik, çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık birbirinden bağımsız kategoriler değil bir ırmak gibi
kesintisiz akan hayatın birbirinin devamı olan duraklarıdır.
|