Sümeyye Diyari Forum

 ANA SAYFA   Sümeyye Diyari | Sevgiye ve Kalplere Açılan Bir Kapı

 ÇOCUKLARIMIZA ALLAH'I NASIL ANLATALIM  


                    
 
Çocuklarımıza ALLAH' Nasıl Anlatalım- Prof. Dr. Mehmet Emin AY

                                                                                                                             

ÇOCUKLARIMIZA ALLAH'I NASIL ANLATALIM

   - ALLAH'A İMAN ÖĞRETİMİ

ALLAH'A İMANIN ÖĞRETİMİ

Bu başlık altında, daha önceki bölümlerde elde edilen pedagoji ve din psikolojisi tesbitleri ışığında, Allah'a imân öğretimindeki temel duygular ve öğretim faaliyetinde dikkat edilme­si gereken esaslar üzerinde durulacaktır.

İnanç sistemi, insanları kötülükten uzaklaştırıp, iyiliğe yö­nelten en büyük âmildir.1 Aynı zamanda bütün dinlerin hareket noktası da Allah'ın varlığına ve birliğine imân etmektir. Allah'ı bilmek, taramak, kalbiyle tasdik edip, diliyle de O'na imân ettiğini söylemek, bir kişinin mümin olmasının ilk ve vazgeçilmez bir şartıdır.2

insanlar ancak beş duyu organıyla algılayabildikleri varlıklar hakkında bilgi sahibi olabilmektedir. Bu özelliğin çocuklar için de söz konusu olduğu ve onlara mücerred bir kavram olan Allah'a imân öğretiminin zorluğu ortadadır. Ne var ki bu zorluğa rağmen, imân öğretiminin bertaraf edilemeyeceği de bir gerçektir.3 Rousseau bunu,"... Bize doğru olmamızı, birbirimizi sevmemizi, dâima iyi ve merhametli davranmamızı, herkese, akrabamıza ve düşmanlarımıza bile vaatlerimizi tutmamızı emreden, insan mukadderatına hükmeden bir Hâkim-i Mutlak bulunduğunu, çocukların bilmesi icap eder."4 İfadesiyle dile getirmektedir. Ancak bu gerçek, çocuğa Allah ile ilgili bilgilerin ne şekilde verileceği; başka bir deyişle imân öğretiminin — en doğru şekliyle — nasıl yapılması gerektiği konusunu da beraberinde getirmektedir. Bu soruların cevabını bulmak maksadıyla, konu iki bölümde ele alınacak; önce imân öğretiminde söz sahibi temel duygular üzerinde durulacak, sonra da bu öğretimde dikkat edilmesi gereken esaslar, ortaya konulacaktır.

1. Allah'a imân Öğretiminde Temel Duygular:

a. Ümit ve Bağlanma Duygusu:

İnsandaki duygulan ve bunların nasıl geliştiğini inceleyen Psikanaliz, insanda en temel iki duygunun sevgi ve bağlanma duygusu olduğunu ileri sürmektedir.5 Gerçekte imân, ümit ve korku duygularını bir arada ihtiva eden bir kavramdır. Kur'ân-ı Kerim'de müminlerin vasıflan anlatılırken, onların hem Allah'ın rahmetini ümit ettiklerinden; hem de azabından korktuklarından bahsedilmektedir.6 Nitekim imân duygusu sevgi ve korkudan kaynaklanarak7, sonradan ümit, bağlanma ve hayranlık duygularına dönüşmektedir.8

Duygusal gelişmenin, zihinsel gelişmeden önce olduğunu tesbit eden psikologlar9, her şeyden önce çocuğun kalbini kazanarak10, ondaki güven, ümit ve bağlanma duygularını geliştirmenin gerekli olduğunu ortaya koymuşlardır.

b. Allah Sevgisi:

Duygusal gelişimin temel unsurlarından biri olan sevgi, aynı zamanda dinin de temelini oluşturan duygulardandır.11 Allah sevgisi insanda yaratılıştan mevcut olan bir duygu olup, Allah'a karşı sevgi telkin etmeyen bir dinin düşünülmesi ise insanlık duygusuna aykırıdır.12 Psikologlarca da sevgi, din ile en çok ilgisi olan bir duygu olarak kabul edilmektedir.13

Günümüz eğitim anlayışında, üzerinde en çok durulması ve geliştirilmesi gereken duygunun sevgi duygusu olduğu şüphesizdir. Eğer çocuk, Allah sevgisine ulaşan bir insan olabilirse, başta insanlar olmak üzere, bütün yaratıkları sevecektir. Bu sevgi ise, ona her türlü güçlüğü yenmesinde yardımcı olacaktır.14

Çocuk psikolojisi alanında yapılan araştırmalarda, hem psikolojik, hem de din bakımından en önemli kavramın Allah sevgisi olduğu, vurgulanmıştır.15 Allah sevgisi, konusu, "İmân Öğretiminde Genel Esaslar" bölümünde genişçe ele alınacaktır. Konuya zenginlik kazandırması yönüyle bir-iki örnek vermek yerinde olacaktır.

Bir din görevlisi, 3-4 yaşlarındaki kızma, bir kandil gecesinde dinî konularda bilgi vermek ister. En çok her şeyi yaratan Allah'ı; sonra da bize iyi ve güzel davranış şekillerini öğreten Peygamberimizi sevmemiz gerektiğini söyleyince çocuk, "Ben Peygamber'i Allah'tan daha çok seviyorum" der. Babası şaşkınlıkla sebebini sorunca: "Annem bana, 'Allah yalan söyleyeni cehennem'de yakar,' dedi. Allah' In cehennemi varmış, Peygamber' in cehennemi olmadığı için ben onu daha çok seviyorum" cevabını verir.

Altı yaşlarında bir oğlan çocuğu yaramazlık yaptığı zaman mütemadiyen, "Allah seni sevmez, cehennemde yakar." telkinleriyle vazgeçirilmeye çalışılmaktadır. Bir sabah kahvaltısında çocuk birdenbire, "Baba, bizim köyde de Allah var mı?" diye sorar. Çocuğun bu sorusunu merak eden babası, "Oğlum, Allah her yerde vardır; ama niçin soruyorsun?" deyince çocuk, "Eğer orada Allah yoksa, oraya gidecektim de..." cevabım verir.16 Görüldüğü gibi, hatalı telkinler çocuğun ruhunda derin izler bırakmakta ve sevip bağlanmak istediği Allah'tan korkmaya başlamaktadır.

c. Allah Korkusu:

Anne babaların, çocuklarını istenmeyen davranışlardan vazgeçirmek gayesiyle sık sık başvurdukları Allah korkusu, konumuz açısından önem taşıdığı için, çeşitli yönlerden ele alınacaktır. Önce Allah korkusu hakkında bilgi verilecek, daha sonra toplumumuzda ne şekilde telkin edildiği ve ne gibi sonuçlara yol açtığına değinilecektir.

Psikologlar korkuyu, insandaki temel ve kaçınılmaz duygulardan biri olarak kabul etmektedirler.17 Dini doğuran bir faktör olarak ele alınsın veya alınmasın, her dinî heyecanda korkuyu bulmak kabildir.18

Mutlak manada korkunun, her zaman zararlı olduğu söylenemez. Bugün sayısız buluş ve keşiflerin gerçek korkuya borçlu bulunduğu ifade edilmektedir.19 Öte yandan, dinin doğusundaki temel faktörlerden biri sayılabilecek korku duygusunun hürmet, hayranlık ve minnettarlık gibi daha yumuşak heyecanlara dönüşebileceği de20 unutulmamalıdır.

Kur'an-ı Kerim'de, insanların ve müminlerin Allah'tan korkmaları emredilmekte21, bir ayette ise, "Kim Rabbinin azametinden korkup ta kendisini kötülükten ahkoyarsa, şüphesiz ki varacağı yer cennettir."22 buyurularak, Allah korkusunun insanı günahtan vazgeçiren bir müeyyide ve cenneti kazanmaya bir vasıta olduğuna dikkat çekilmiştir. Allah korkusu ile ahlâk ilişkisini içeren bir şiirinde M. Akif,

"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır.

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmiş farzedüsin havfı Yezdan 'in

Ne irfanın kalır te'siri kat'iyyen ne vicdanın "

demekte23 ve fazilet hissinin insanlarda ancak Allah korkusuyla sağlanabileceğini vurgulamaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) ise, "İnsanın cennete girmesine en çok vesile olan şeylerin neler olduğunu biliyor musunuz? Onlar Allah korkusu ve güzel ahlâktır."24 buyurmaktadır. Gerçekten yaptığı davranışların Allah tarafından görüldüğünü düşünen insan, bazı davranışları terk etmekte; böylece Allah korkusu, vicdanın olumlu bir şekilde gelişmesine yardımcı olmaktadır.25

Allah korkusu hakkında bu ön bilgilerden sonra, toplumumuzda Allah korkusunun çocuklara ne şekilde telkin edildiği ve ne gibi sonuçlar doğurduğu konusuna değinilecektir.

Zaman zaman ilmî tartışmalarda ortaya konulan ve uzmanların üzerinde ısrarla durdukları Allah korkusu hususunda ifade edilenler dikkat çekicidir. Bir psikiyatrisi son yıllarda çocuk psikiyatrisi kliniğine başvuran hasta sayısının giderek arttığını ifade etmektedir. Gösterdikleri ağır ruhsal belirtilerin, aşın kaygı hissi, bağırma, çağırma ve vurma kırma gibi davranış bozuklukları olduğu belirtilen hasta çocukların, psikiyatrik incelemeleri sonucunda, hastalığın oluşumunda rol oynayan etkenin aşın derecede gelişmiş "Allah korkusu" olduğu ortaya çıkmıştır.26

Gelişme dönemlerindeki özellikler tesiriyle, bağımsız ha­reket etmeye özenen çocuğun, kendi istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğine inanan büyükler, kendi tehdit ve ce­zalan boşa gittiği zaman "Annenin sözünü dinlemeyeni Allah taş yapar/ Yemeğini tabağında bırakanı cehennemde yakar/ Kötü laf söyleyeni dilsiz yapar." gibi uyarılarıyla Allah korku­sunu çocuğun kafasına yerleştirmektedir.27 Ya da kimi ailelerde vicdan gelişmesi anne ve babanın örnek davranışlarıyla değil, Allah korkusu ve dinî baskılarla sağlanmaya çalışılmakta ve Allah'ın, yapılan her hatayı günah defterine yazdığından ve ahirette çekeceği işkencelerden bahsedilerek çocuk sindirilmektedir. Bu yola sık sık başvurulacak olursa çocuk kendisini suçlu görecek, aynı zamanda Allah'a karşı, korkuyla karışık bir öfke de geliştirecektir.28 Nitekim psikiyatri kliniğinde, üç yaşındaki bir çocuğun anormal davranışlarının kökenine inildiğinde, dedesinin, çocuğun her istenmeyen davranışını Allah'tan korkutarak önlemek istediği öğrenilmiştir.29

2. Allah'a imân Duygusunun Ruh Sağlığı ve Davranış Tutarlılığındaki Rolü

İnancının insana sağlayacağı pek çok faydalar vardır. Ancak bu konuya girmeyeceğiz. Burada, Allah inancının, çocuğun ruh sağlığına nasıl bir etkide bulunduğu ve çocuğun bu imân ile eşya ve olaylara karşı nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu kısaca ele alacağız.

Modern toplumlarda görülen ruhî bozukluklar ve sinir hastalıkları, genellikle ümidini ve manevî desteğini kaybeden inançsız ve ümitsiz insanlarda ortaya çıkmaktadır, intiharların %95'i de aynı şekilde, inançsız ve manevî desteğini kaybedenler arasında görülmektedir.30

İmân sahibi kimselerin ruhî yönden huzurlu olmalarını, bizzat imân sağlamaktadır. Çünkü imân, kelime mânâsı itibariyle de "Kalbe emniyet huzur ve sükûn vermek"31 demektir. Bazı durumlarda din, felaketi bile acı taraflarından tecrid edebilecek ve adaletsizlikten ızdırap çeken insanları sevgi ve ümi­de götürebileceği gibi32, Allah'a imân da insana çeşidi zorluklara karşı dayanma gücü verecektir.33

Aynı şekilde çocuk, Allah'a inanmakla kendini güçlenmiş ve O'na yakınlaşmış hissetmektedir. Allah'ın, kendisini her za­man koruyacağına ve suçlarını affedeceğine inanmak çocuğa büyük bir rahatlık ve huzur vermektedir.34 Böylece çocuk hayatı iyi, güzel ve yaşamaya değer bulmakta ve o nisbette yaşama gücü artmaktadır.35

Hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmak, sonsuz bir dayanma gücü demektir. Sonsuz kudret sahibi bir varlığa ina­nan, olayların O'nun iradesi ve yaratmasıyla meydana geldiği inananda olan bir kimse, içinde büyük bir ümit ve dayanma gücü bulacaktır, îmân gücü sayesinde ümitsizliğe düşmeyerek, kurtuluş çareleri arayacaktır. İmânın sağlayacağı moral gücü ile her durumda dengeli, başarılı ve ümitli olmanın iç huzurunu duyacaktır.36

Sağladığı ruhî huzur yanında, Allah'a imân, eşya ve olaylara bakışta da insana birtakım faydalar sağlamakta ve davranış tutarlılığına olumlu katkılarda bulunmaktadır. Özellikle, yakınını kaybeden çocuklara telkin edilecek dinî manadaki sözler, onda derin tesirler bırakmaktadır. Ölen yakını için yararlı işlerde bulunmasından dolayı Allah'ın onu bağışlayacağına inanmak, çocuk için büyük bir teselli olmaktadır.37

3. Allah'a İmân Öğretiminde Genel Esaslar

Bu başlık altında, gerek pedagojik kaynaklar, gerek din psikolojisi araştırmaları ışığında, çocuklara Allah'a imân öğretimi yapılırken dikkat edilmesi gereken esasları belirlemeye çalışacağız.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, genel eğitimde tehdit, tenkit, aleyhte kıyaslama, kıskandırma vb. hatalı davranışlardan kaçınmak, esas olduğu gibi38, bu durum din eğitimi ve dolayısıyla Allah'a imân öğretiminde de söz konusudur.

Din psikolojisi araştırmaları, çocuğun ikinci yaştan itibaren din ile karşılaştığını39, 3-4 yaşından sonra ise, "nasıl-neden?" sorularıyla her şeyin asimi ve bu arada yaratıcı gücün mahiyetini araştırdığını ortaya koymuştur.40 Hatta çocuktaki artifi-sialist düşüncenin, ona her şeyin bir yaratıcısı olduğu fikrini vereceğini; çocuğun ateist (dinsiz) bir çevrede yetişmiş olsa bile yine yaratıcı gücü aramaya girişeceğini belirten ifadelere de rastlamak mümkündür.41 Özetle aktarılan bu bilgiler bize, çocukta dinî duygu ve düşüncenin var olduğunu tekrar hatırlatırken; bu duygulann nasıl yönlendirilmesi, ne şekilde bir din eğitimi yapılması sorusunu da beraberinde getirmektedir. Çünkü, artık dinin insan hayatında ve çocuk ruhunda ne derece önem taşıdığı, tartışmaların gerisinde kalmıştır. Bugün için öncelikle ele alınması gereken, Allah'a imân öğretiminin hangi esaslara dikkat edilerek yapılması gerektiği konusudur. Zira büyük bir incelik ve dikkatle öğretilmesi gereken imân kavramı, çocuk üzerinde en büyük tesire sahip olan "Aile" tarafından çoğu kez yanlış telkin edilmekte ve bu da, "Allah korkusu" bölümünde ele alınan örneklerde olduğu gibi, olumsuz neticeler doğurmaktadır.

Bu ifadelerden sonra, bahsi edilen genel esasları, önem sı­rasına göre şu şekilde ele alabiliriz.

a. Allah Sevgisini Esas Almak

Çocuklara her zaman ve her hususta sevgi ile davranılması, İslâmî prensiplerden biridir.42 Özellikle imân öğretimi konusunda sevgiye dayalı bir öğretim metodu takip etmenin gerektiği inancındayız; çünkü, bundan önceki konulardan, "Allah'a imân Öğretiminde Temel Duygular" bölümünde, çocuktaki en temel duyguların sevgi, ümit ve bağlanma duygulan olduğuna değinmiştik. Bu itibarla, Allah inancını çocuklara sevgi ve bağ­lanma duygularını geliştirerek öğretmek ve telkin faaliyetine bu duygulardan hareket ederek başlamak daha doğru olacaktır. Bu tür bir eğitim en azından çocuğun daha neşeli, ümitli, atılgan ve medeni cesareti yerinde bir kişiliğe kavuşmasına yardımcı olacak43 ve çocuk psikologlarının üzerinde ısrarla durdukları "çocuğa yaşama sevincinin verilmesi gerektiği düşüncesine"44 de olumlu katkıda bulunacaktır.

Psikolojik olarak ele aldığımız bu gerçeği, pedagojik açıdan da değerlendirmek mümkündür. Özellikle İslâm eğitim sisteminde sevgiye dayalı bir eğitim esastır. Bu görüşü aşağıdaki bilgilerle temellendirebiliriz.

Kur'ân-ı Kerim'de, baba-oğul ilişkisini içeren ayetlere bakıldığında, her defasında babanın oğula hitap tarzının "Yavrucu­ğum; Oğulcuğum" şeklinde olduğu görülecektir.45 Aynı özellik hadislerde de göze çarpmakta ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bütün çocuklara karşı, "Yavrucuğum" şeklinde sevgi ve şefkat ifadesiyle hitap ettiği görülmektedir.46

İslâm eğitim sistemi içinde yer alan İslâm bilginleri de, Kur'ân ve Sünnetin çocuklara bahşettiği sevgi esasına gereken önemi vermişlerdir.

İmam Gazzâli, "Eyyühe'l-Veled" isimli eserinde, nasihatlerine "Ey sevgili ve aziz oğlum" hitabıyla başlamaktadır.47

İranlı şair ve mutasavvıf Feridüddin-i Attâr (v. 589/1193) "Pendnâme" adlı meşhur eserinde, muhatabına "Yavrum/Oğ­lum/Ey aziz can/Ey güzel huylu/Biricik yavrum" gibi tatlı ifadelerle hitap etmektedir.48

Keykavus'un (V/XI. yüzyıl) yazmış olduğu "Kabusnâme" adlı eserde de buna benzer hitap tarzını görmek mümkündür. Bu kitapta "Ey ciğer parem/İmdi ey oğul şöyle bilmiş ol ki/ Ey sevgili evladım" gibi sevgi belirten ifadelerle çocuğun kalbi kazanılmaya çalışılmaktadır.49

Yıllar sonra Rousseau'da da aynı hitap şeklini görmekte­yiz. "Emil" adlı eserinde o da, "Azizim Emil/ Sevgili Emil/ Sevgili çocuğum Emil" gibi ifadeler kullanmaktadır.50

Bütün bu aktarılanlar, çocuğa sevgiyle yaklaşmanın değişik ve çarpıcı örnekleridir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) için her şeyin temel noktası olan sevgi51, bugün psikolojinin üzerinde önemle durduğu bir kavramdır.52 Rousseau'nun bu konudaki tesbiti ise gerçekten dikkate değerdir. O, "Bir çocuğun ilk hissi kendini sevmek hissidir. İlkinden doğan ikinci hissi ise, kendisine yaklaşanlan sevmektir..." demekte ve ayrıca çocuğun tabiaten iyiliğe meyilli olduğu fikrini savunmaktadır.53

İnsan, psikolojik olarak iyi muamele, yumuşak davranış güzel söz ve tatlı dilden hoşlanmaktadır.54 Kur'ân'da yer alan, "Eğer sen kaba, kötü yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi bile..."55 ayeti de bu gerçeğe dikkati çekmektedir. Öte yandan, "Rabbinin yoluna hikmet, güzel öğüt ve güzel münakaşa ile davet et"56 ayetiyle, Hz. Aişe (r.a.)'dan rivayet edilen, "Muhakkak ki Allah her hususta rıfk ve yumuşaklık ile muamele edilmesini sever"57 hadisi, bu cümleden olarak zikredilebilir.

Eski terbiye kitaplarında, çocukların sevgiyle ve güzel sözle terbiye edilmesi gerektiğine dair bilgilere rastlanıldığı gibi58, bugünün pedagoji araştırmalarında da çocuğa sevgiyle yaklaşmanın gereğine inananların görüşlerini bulmak mümkündür. Çocuklara karşı kalbî alâka ve lütufkâr muamelelerin, hediyeden daha faydalı ve etkili olacağını savunan Rousseau, "İnsanlar! îyi kalbli olunuz; bu sizin ilk vazifenizdir... Çocukluğu seviniz..."59 demektedir. Bir başka psikolog ise, sevme yeteneğini, kendini gerçekleştirmek isteyen insanın "en önemli dayanağı" olarak nitelendirmektedir.60

Sevgiyi konu alan bu ifadelerden sonra, imân öğretiminde bugün — hatalı olmasına rağmen — daha çok başvurulan Allah korkusu üzerinde tekrar duracağız. Her ne kadar bu konu "Allah Korkusu" bölümünde ele alındıysa da, tamamlayıcı bilgile­re yer vermek yararlı olacaktır.

İnanç duygusunun temeline bakıldığında iki esas duygu görülecektir. Allah sevgisi ve Allah korkusu.61 Bu duygular insanı ibadete yönelten en büyük faktörlerdir.62 Ancak bizim için söz konusu olan, henüz ibadet ile mükellef olmayan çocukta bu iki duygunun nasıl bir etki bıraktıklarıdır. Çünkü Allah korkusu konusunu işlerken, yerli yersiz telkin edilmesi sonucu bir takım olumsuz sonuçlara yol açılabileceğini görmüştük. Bu bilgiler ve tespitler sonucunda şunu ifade etmeliyiz ki, ilk yaşlardan itibaren başlatılması gereken Allah'a imân öğretiminde, Allah sevgisi bu öğretim faaliyetinin temel taşı olmalıdır. Çünkü, çocukta haklı haksız ayırımını yapmaya yarayan vicdan, en erken yedi yaşından ortaya çıkan ve gelişimini ancak 3-4 yılda tamamlayabilen bir kavramdır.63 O halde, yedi yaşlarından evvel çocuğa uygulanacak cezaî müeyyideler ve dolayısıyla telkin edilecek Allah korkusu, onun için ancak caydırıcı bir unsur olacaktır. Bunun da tesirinin kalıcı olması düşünülemez(*) Bu nedenle, çocuklara küçük yaşlarda telkin edilen Allah korkusunun, hemen hiçbir faydası olmayacağı gibi, yerli yersiz yapılan bu telkinlerin bir çok zararlı sonuçlar doğuracağı da unutulmamalıdır.

Henüz mücerred kavramın, suç, ceza ve günahın ne demek olduğunu kavramayan bu yaşlardaki çocukların hayatında, önemli bir rol oynayan korku duygusunun, Allah korkusu şekline dönüştürülmesi ve ebeveynin bundan faydalanma yoluna gitmeleri yanlış bir tutumdur. Daha önemlisi, çocuğun ilk eğitimcisi olan anne babaların64, çocuğun herhangi bir yanlış hareketini gördükleri zaman "Allah taş yapar /Gözünü kör eder /Cehennemde yakar" vb. ifadelerle vazgeçirmeye çalışmalan, çocuğun gerek ruh sağlığı ve gerek sonraki hayatı için zararlı olacaktır. Her şeyden önce, çocuğa, Allah'ı cezalandıran, azap veren biri olarak tanıtmak, İslâm eğitim sistemine ters düşmektedir. Çünkü Allah'ın, Celâl (zâlimleri kahreden, kötü­leri cezalandıran) sıfatlanılın yanında pek çok Cemâl (kullarını seven, koruyan...) sıfatlan da vardır.65 Gerçekten kullarını seven66 ve onlara sayılamayacak nimetler veren Allah'ı, çocuğun henüz işlenmemiş, temiz ve sade olan zihninde kızan, ceza ve azap veren biri olarak şekillendirmenin hiçbir doğru tarafı yoktur.

Bunun yanında, entellektüel tabakada rastlanan diğer bir hatalı telkin örneği de çocuğun, "Allah baba kızar, seni cezalandırır" ifadesiyle korkutulmasıdır. Bu ifade tarzının Hıristiyanlıkta teslis inancının bir taklidi olduğu ve İslâm akidesine tamamen ters düştüğünü de eklemek gerekecektir.67

Allah sevgisi ve korkusunu müstakil olarak incelemenin ve bunların çocuğa neler kazandıracağı ve neler kaybettireceğine dair bilgileri aktarmanın yanında gerek âyet ve hadisler, gerek İslâm bilginleri ve diğer yerli-yabancı psikologlara dayanı­larak ortaya konulan gerçekler sonucunda, çocuğa sevgiyle yaklaşmanın ve imân öğretiminde Allah sevgisine dayalı bir öğretim metodu takip etmenin gereği ve zorunluluğunu tekrar belirtmeliyiz. Çünkü çocukta, din ile ilgisi en çok olan duygu sevgidir. Çocuk Allah'a ümit ve sevgiyle bağlanmak istemektedir. Allah sevgisine dayalı bir imân öğretimi, çocukta temel duygulardan sayılan ümit ve bağlanma duygularıyla birleşecek, kuvvetlenecek ve sağlam bir imânın temellerini oluşturacaktır.

Günümüz din psikolojisi çalışmalarında da çocuğun din eğitiminin sevgi üzerine kurulması ve Allah'ın azabından çok rahmetinden, esirgeyici ve bağlayıcılığından bahsedilmesi gereğini vurgulayan ifadeleri bulmak mümkündür.68 Özellikle son yıllarda çocuk psikiyatrisi kliniğine başvuran pek çok hasta çocuğun, aşın baskılı ve ürkütücü din eğitim veren kurumlardan olduğuna dikkat çeken uzmanlar, "...Çocuklara, Allah'ın seven, koruyan, hoş gören, affeden, cezadan çok ödüllendiren bir varlık olarak tanıtılması ve konunun bu yanının etkin biçimde işlenmesi gerektiği"ni ifade etmektedirler.69 Şurası unutulmamalıdır ki, çocuk ruhunu Allah korkusuyla disipline etmek — bir müddet için — mümkündür; ama bu kalıcı olmadığı gibi — örneklerini gördüğümüz — birtakım zararlı sonuçlar da doğuracaktır. Onun ruhunu Allah'a bağlamak için yegâne duygu vardır; o da sevgi, bir başka ifadeyle, "Allah sevgisi"dir.(*)

b. Müsamaha ve Hoşgörüyle Davranmak

İslâm’ın temel prensiplerinden biri olan hoşgörü ve müsamahanın en güzel örneklerini Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatında bulmak mümkündür. Özellikle çocuklara karşı engin hoşgörü ve anlayışı dikkat çekmektedir. Bizzat âyet ile huşu ve huzur içinde yapılması emredilen70 namaz ibadetinde bile, Hz. Peygamber'in çocuklarla meşguliyetinden bahseden rivayetler71, onların gönlünü hoş etmede gösterilmesi gereken müsamaha ve anlayışın hudutsuzluğunu ifade etmektedir. Bu itibarla, çocukların din eğitiminde, özellikle Allah'a imân öğretiminde bu esası göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Böylece hem îslâmî prensiplere uyulmuş, hem de çocuğun yaratılışına uygun bir öğretim metodu izlenmiş olacaktır.

Çocuk, içindeki dinî duygunun uyanışı ve Allah tasavvuruna müsait bir zihin yapısına sahip olmasıyla birlikte Allah hakkında, bazen ilginç, bazen manasız, bazen de dinî açıdan uygun olmayan sorular sorabilir. İşte bu durumda, "Çocukların bulûğ çağına gelinceye kadar dînen sorumlu sayılmadığı..."72 hatırlanmalı ve çocuk hemen sert bir biçimde eleştirilmemelidir. Zira bu Hadis'e göre çocuğun, "çocukluk çağında yaptığı, yahut yapacağı hatalar, yanlışlar, günahlar, yetişkin insanların yatığı yanlışların sonucunu doğurmayacaktır."73 İslâmiyet’in çocuklara tanımış olduğu bu müsamaha ifadesi, yeri geldiğinde onlardan esirgenmemelidir. Özellikle, büyüklerin bile zaman zaman yapmaktan kaçınamadıkları küçük hatalar ve kusurlar, çocuklar tarafından işlendiğinde, bunlar birer günah olarak telkin edilmemelidir.74 Bu konuda Rousseau, "Doğmak üzere bulunan zevklerine, cepheden yürüyerek karşı koyduğunuz ve hissettiği yeni ihtiyaçlara, suç imişler gibi muamele etmeğe başladığınız zaman, çocuğunuzun sizi uzun müddet dinlemeyeceğinden emin olunuz"73 demektedir.

İsimlerinden biri Halım (kullarına karşı hoşgörülü) olan Allah Teâlâ'nın, Hz. Musa ve Hz. Harun'u — yaptığı zulümlerle tanınan — Firavun'a gönderirken, şöyle buyurmuş olması konumuz açısından dikkat çekicidir: "Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır. O'na yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar."76

Hz. Peygamber'in, yaramazlık yapan çocuklara hemen müdahale edilmesini yasaklaması77 ile, Rousseau'nun, "Arzu ettikleri vakit çocuklar sıçramalı, koşmalı ve bağırmalıdırlar. Zira çocukların bu hareketleri, kuvvetlenmeye yeltenen bünyelerinin ihtiyaçtandır. / ...Çocuğun oyunlarına, eğlencelerine, sevimli insiyaklarına dâima hürmetkar olunuz."78 görüşlerini birleştirmek mümkündür.

Çocuğun yapmış olduğu hataları düzeltirken, çocuğa sert davranmanın ona zarar vereceğini belirten İbn Haldun, bunların, çocuğun gönlünü alarak ve ona karşı yumuşak davranarak düzeltilmesi gerektiğine inanmaktadır.79

Dolayısıyla, gerek diğer zamanlarda, gerekse imân öğretimi yapılırken, çocuklara müsamaha ve anlayışla davranılmalıdır. Sözgelimi, dinî ve ahlâkî yönden uygun olmayan kelimeler söyleyen bir çocuk, sert bir biçimde eleştirilip, cezalandırılmamalı, bunun yerine ona, böyle kelimeleri konuşmanın doğru olmadığı, çocuğun anlayabileceği bir dille ifade edilmelidir. An-

Tâhâ, 20/44. Bu âyetle ilgili şöyle bir olay nakledilir. Halife Me'mûn, kendisine sert bir dille va'z ve nasihat eden bir vaize, "Be adam, mülayim ol. Görmez misin, Allah senden daha hayırlı olanı (Hz. Musa) benden daha hayırsız olana (Firavun) gönderdi de mülayim olmasını emrederek, "Varın da ona yumuşak söz söyleyin, olur ki nasihat dinler yahut korkar." dedi" diyerek çıkışmıştır.

Ancak burada şunu belirtmeliyiz ki, çocuğa karşı hoşgörülü olmakla, onun şımarmasına imkân verecek bir tavır içinde olmak, aynı şeyler değildir. Aşın ve gereksiz hoşgörüden doğan şımarıklık, çocuk için oldukça zararlıdır. Çünkü çocuk, aşın hoşgörülü ve şımarmasına imkân verilen bir ortamda yetişecek olursa, kendine olan güvenini yitirebileceği gibi, her istediğini zahmetsizce elde ettiği için, başka insanları, arzularının tatmini için bir araç olarak görmeğe başlayacaktır. Bu ise, hem başkalarına hem de kendisine olan saygısını kaybetmesine yol açacaktır.

c. Tedricîlik Esası

Allah'a imân öğretiminde, sevgi ve müsamaha esasından sonra dikkat edilecek bir diğer husus, Tedricîliktir.(*) Eğitim ve öğretimde, kolaydan zora doğru bir metot takip etmenin önemi tartışılmaz. Bunun örnekleri, Kur'an ve Hadislerde de yeterince bulunmaktadır.80 "Her şeyden önce, bütün dinî hayatın temeli olan; cehd ve yorgunluktan çok kalbî bir tasdikten ibaret bulunan imân esasları telkininin birinci plana alınması"81 da bu örneklerden biridir.

Allah hakkında sorular sormaya başladığı devreden itiba­ren kısa ve doğru bilgiler, çocuğun anlayabileceği cümlelerle verilmelidir. Bunu yaparken, ona sorular sorma fırsatı da verilmelidir.82 Çünkü insan tabiatında soru sorarak bilgi edinme özelliği vardır.83 Ancak verilecek cevapların sade, sıkıntısız, laubalilikten uzak, ciddi, kısa ve tereddüde meydan vermeyecek şekilde olmasına dikkat edilmelidir.84

"Herkese derecesine göre davranılmasını"85 emreden Hz. Peygamber (s.a.v.), "İnsanlara anlayabilecekleri seviyede konuşunuz"86 buyurmaktadır. Ayrıca, her hususta prensip olarak kabul edilecek, "Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz"87 hadisinin de gerek din eğitimi, gerekse Allah'a imân öğretiminde, göz önünde tutulması gerekmektedir.

Tedrîcilik esasına örnek teşkil ettiğinden, Sehl b. Abdul­lah et-Tüsterî'Tün (v.237/886) bir hatırasını nakletmek yerinde olacaktır.

Ünlü veli ve mutasavvıf , şöyle anlatmaktadır:

"Henüz üç yaslarında idim. Gece kalkıp, dayım Muhammed b. Sivar'ın namaz kılışını seyrederdim? Bir gün dönüp bana şöyle dedi: 'Seni yaratan Allah'ı hiç anmaz mısın?' Ben de, 'Nasıl anayım?' dedim. Bunun üzerine dayım, 'Gece yatağına yattığın zaman, dilini hareket ettirmeden kalbinle üç defa, "Allah şâhidimdir; benimle beraberdir ve beni görüyor" de!' dedi. Ben de bu güzel söze bir kaç gece devam ettim; sonra durumu dayıma bildirdiğimde bana, 'Onu her gece yedi defa söyle' diye tavsiyede bulundu. Dediği şekilde bir süre dana devam ettikten sonra durumu kendisine bildirince, bu defa bana, 'Onu her gece on bir defa söylemeye devam et' dedi. Devam ettim; bu sözün tattığını kalbimde hissetmeye başladım. Bir yıl geçtikten sonra dayım bana, 'Sana öğrettiğim o sözü hafızanda tut ve kabre girinceye kadar devam et; şüphen olmasın, o sana dünyada da ahirette de fayda verir' dedi. Ben de yıllarca buna devam ettim. Bu defa onun tatlılığını iç âlemimde iyice hissetmeye başladım. Sonra dayım bir gün bana, 'Ey Sehl! Allah 'm beraber olduğu, şahidi bulunduğu ve nazar ettiği bir kimseye, hiç günah işlemek yakışır mı?'dedi.'"*

Rousseau'nun, "Hareketlerinde, düşüncelerinde, fazilet işlemelerinde, hatta eğlenceleri arasında, Hâlik'ı (Allah) daima şahit bulundurmalarına, sırf Allah'ı sevdiklerinden dolayı, iyiliği gösterişsiz yapmalarına; ileride zararları ödeneceğinden, fenalığa şikayet etmeden dayanmalarına; huzuruna çıktıkları vakit gönül rahatlığı ile görünebilmek için her günkü yaşayışlarında Allah'ı göz önünde bulundurmalarına alıştırınız"89 ifadeleriyle ana babalara yaptığı tavsiyeleri, Sehl et-Tüsterî'nin dayısının, tedricî bir şekilde uyguladığını ve bunda da başarılı olduğunu görmekteyiz.

Kolaydan zor olana doğru bir yol izleyeceğimize göre dil gelişimiyle birlikte,öncelikle çocuğa, îslâm'ın tevhîd inancını içeren "Kelime-i Tevhîd(*) ve "Kelime-i Şehadet (**) bunun yanında, "İslâm'ın Şartları-(***) ile imân edilmesi gereken ko­nulan belirleyen "Amentüyü (****) ezberletmekle imân öğreti­mine başlanmalıdır. Nitekim, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Çocuklarınıza ilk öğreteceğini kelime 'Lâilâhe illallah' olsun"90 tavsiyesine uyarak, Ashâb-ı Kiram'ın çocuklarına Kelime-i Tevhîd'i yedi kez okutarak ezberlettiklerini91 görmüştük.

Konuşmaya başladıktan itibaren kendilerine öğretilen kelimeleri ezberlemede, çocuklar için herhangi bir zorluk yoktur. Onlar, yakınlarının ilgisini çekmek için bol bol konuştukları bu devrede, dinî nitelikli kelime ve cümleleri, duâları, zevkle tekrarlayıp duracaklardır. Öte yandan, günümüzde Anadolu'da hâlen devam etmekte olan soru-cevaplı öğretimin faydalı olduğunu pek çok yetişkin ifade etmektedir.92

Çocuklara ezberletilen bu kavramları onlar taklit yoluyla, tekrarlayıp dururlar. Çünkü çocuk ruhunda ortaya ilk olarak çıkan ve yıllarca etkisini sürdüren taklit duygusu,93 onun söylediği ilk kelimelerde de kendisini gösterir.94 Dolayısıyla, çocuğa ne öğretilirse, onu söyler. Bunun sebebi ise, çocuğun önce kendisine öğretilenleri sadece dinlemesi, dinlediklerini anlamaya çalışması ve nihayet anlayabildiği kelimeleri söylemeğe gayret etmesidir.95 Hz. Peygamber'in fıtrat hadisindeki "...Bu (fıtrat) hâli konuşma çağına kadar devam eder, sonra ebeveyni yahûdi, hristiyan veya mecûsî yapar"96 ifadesinde işaret edilen gerçek burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Zira çocuk, mensubu bulunduğu toplumun diniyle iki yolla karşılaşmaktadır. Bunlar, "Dil Gelişimi" ile "Zihinsel ve Duygusal Gelişim"dir.(*)

Çocuk dinî nitelikteki kelime ve cümleleri, duâları, aynen tekrarlayacaktır. Ancak buna, kuru bir taklit gözüyle bakılmamalıdır. Çünkü çocuk ezberlediği kavramların manasını da aynı zamanda zihninde şekillendirmeğe çalışır.97 Burada önemli olan, çocuğun taklit duygusunu olumlu bir şekilde yönlendir­mek ve bu kavramların çocuğun ruhunda yerleşmesini sağlamaktır. Çocukluk çağından sonra, inançlan tahlil edilerek akıl süzgecinden geçirilmesi sonucunda oluşacak olan "Tahkîkî îman"a (gerçek ve sağlam inanç) temel vazifesi görecek olan bu kelimeler ve dualar, çocuğa büyük bir özen, sabır ve sevgi ile öğretilip ezberletilmelidir.

d. Yer ve Zaman Faktörlerini Dikkate Almak

İmân öğretimi yapılırken dikkat edilmesi gereken husus­lardan biri de yer ve zaman faktörleridir. Aslında yer ve zaman faktörleri, her türlü telkinde dikkat edilmesi gereken esaslar­dan olduğu gibi,98 bu husus din eğitimi ve öğretiminde daha da önemlidir.

İmân öğretimi yapılırken, Cuma ve Bayram günlerinden ve dinimizce özel bir değeri olan, Mîraç, Berat ve Kadir gecelerinden faydalanılmalıdır." Böyle zamanlarda çocuğun ilgisini çekmek için ona hediyeler almalı ve bunların da dinî nitelikte olmasına özen gösterilmelidir.100 Bu şekilde çocuğun mübarek gün ve geceler hakkında soru soracağı bir zemin hazırlanmış olacaktır. Dinî bakımdan değeri olan yerler, özellikle camilerin manevî havası çocukları derin bir şekilde etkilemektedir. Bunu edebiyatçılarımızın çocukluk hatıralarında en çarpıcı şekliyle görmek mümkündür. Bir yazarımız, çocukluğunda camiye de­vam ettiği günleri, "En mutlu anlarım" diye vurguladığı yazısında şöyle anlatır:

Bir aralık çok sofu oldum. Sevabı çok diye namazları evde değil, camiye gidip kılardım. Erken uyanır, sabah namazına dahi camiye giderdim. Anam, babam pek memnundu. İtiraf ederim ki; benim de dünyada en saadetli devrim budur. İlâhî bir neş'e içinde idim. Önümde parlak bir istikbal, semavî bir ümit, mes'ut ve emin bir âhiret görüyordum. Taş, toprak, her şey bana mutluluk telkin ederdi. Her şey bana bahtiyarlık verirdi. Ezan okunurken dehşetli heyecanlar duyardım. Kendimi kuş gibi hafif hissederdim. Yerlere sığmazdım. Yürürken adeta uçtuğumu sanırdım. Sanki gökler benim diyârım-dı. Pürüzsüz, en ufak bir lekeden uzak, temiz bir insandım. O her şeye kadir Allah'ın her ihsanı benim içindi. Bu hâl bir yıl sürdü. Namazı bıraktım. Bir daha bu tatlı ve mes'ud hayatı bulamadım. Bin yazık!.. Şimdi dayanma gücü olmayan, ümitsiz, emelden mahrum, kötümser, kederden yana biten bir mahlûkum." 101 "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" adlı şiirinde Yahya Kemâl:

"Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede, Bir mehabetti sabah oldu Süleymâniye' de. Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati, Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi Yer y er aksettiriyor mavileşen manzaradan, Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir. Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garîb âlem bu! Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine, Çok §Ukür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine Y acıyanlarla beraber bulunan ervahı. Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı."102 mısralarıyla, bir bayram sabahında, Süleymâniye Camiinde hissettiği duygulan yansıtırken, bir yazısında da camilerin ço­cuklar için taşıdığı önemi şu ifadeleriyle dile getirir:

"Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan, Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derece nasîb alabiliyorlar mı? Semtlerdeki minareler görünmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve Kandil geceleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın rüyasını nasıl görürler?

İşte bu rü'yâ, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları, havası ve toprağı Müslümanlık rüyasıyla dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'ân'ın sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah'ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan san sahifelerini hakladılar, ilk ders olarak besmeleyi öğrendiler, kandil günlerinin kandilleri yanarken ramazanların, bayramların, topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler. Camiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler...'"103

Toplu olarak kılman namazlar, okunan salâvat ve ilâhiler, yapılan dualann da çocukların ruhunda derin izler bıraktığı bi­linen bir gerçektir.104 Bu konuda da edebiyatçılarımızın hatıralarında yeterli örnekler bulmak kabildir.105 Halide Edîb, bir ha­tırasında, Süleymaniye'deki teravih namazını şöyle anlatır:

"Akşam namazını acele ile evde kıldıktan sonra, süt-baba elindeki feneri sallayarak ve bir omuzuna beni yerleştirerek bacı ile şakalaşarak tekrar Süleymaniye'ye teravih namazı kılmak için gittik. Sokaklar hareket halinde yüzlerce fenerle doluydu. Kalabalık bir ateş böceği kafilesi hareket ve minarelerden "Allahuekber, Allahuekber" nidaları havaya yayılıyordu.

[Bu akşam ilk defa mahya denilen şeyi gördüm. Minareden minareye havadan uzanan ışıktan yazılar, mavi kubbede ne garip ve tabiatüstü bir nur tecellisi... Ramazanı karşılayan bu nurdan yazılar, beni belki Belşazar'ın duvarda gördüğü yazılar kadar şaşırttı. Karanlık ve esrarlı dar sokakların içinde sallanarak hareket eden ışıkları, o kalabalığın içindeki en boylu adamın omuzundan seyrediyordum. Nihayet yine Süleymaniye'ye ulaştık.

Şimdi gündüzün kurşuniye kaçan hava altın yaldızlı. Havada titreyen bu yüzlerce kandilin altında muazzam bir kalabalık diz çökmüş oturuyor. Bir tek boş yer yok. Bu, adeta üzerine her çeşit renk, yaş, kıyafet ve cins insanlar­dan örülmüş bir halıya benziyor.

Kadınlar yukarıda idiler. Nevres Bacı beni kadın sıralarının arasına sıkıştırdığı an birden bire "Sallû âlâ Muhammed" nidası, yerdeki insanlardan havayı ayağa kaldırdı. Bir tek ses, imamın sesi, her hareketi idare ediyor. Her hareket muazzam ve karışık bir ahenkle tek falso yapmadan bir hareket senfonisi halinde birbirini takip ediyor. Mütemadi bir ışıltı bu insan kütlesinin kalktığını, eğildiğini alınlarının seccadeye kapandığını görüyor ve işitiyorsunuz. Nihayet her şey sükût.

Bana bu hareket ebediyen devam edecek hissini verdiği an birden bire herkes dizlerinin üzerinde kaldı, içlerinden kopup gelen, bir ağızdan havayı sarsan "Âmin, Âmin" korosu o muazzam kubbeye çarptı durdu. Camiden çıktık."106

îslâm dininin mukaddes kitabı Kur'ân-ı Kerîm de, çocuk­ları oldukça etkilemektedir. Okunan Kur'ân'ı dinlemek onların ruhlarında büyük bir ferahlık meydana getirdiği gibi, "Mus-haf-ı Şerîf" adı verilen kitap halindeki varlığı da, dini ilgi ve uyanışlarına vesile olmaktadır, zira çocuklar müşahhas varlıkları daha rahat kavrayabilmekte ve bunlar vasıtasıyla Allah hakkında sorular da sorabilmektedirler. Yine bir hatıra ile konumuzu bütünleştirebiliriz. "Ömer'in Çocukluğu" isimli eserinde, çocukluğunda Kur'ân okurken hissettiği duygulan Muallim Naci, şu ifadelerle dile getirmektedir:

"Bir gece babam 'Mushaf-ı Şerifi al da buraya getir' dedi. Aldım, öpüp başıma koyduktan sonra kabından çı­kardım, yanına götürdüm. Kendisi de büyük bir saygı ile aldı, öptü, başına koydu. 'Dersini bul' diye bana geri verdi. Açtım, buldum. Dersim 'Tarık sûresiymiş'. 'Oku Ömer'im' dedi. 'Eûzü Besmele'den sonra Sûre-i Şerifin başından, heceleyerek bir iki kelime okudum. Pek iyi okuyamıyordum. Kendisi ağır ağır okumaya başladı. Ben de onunla bir ağızdan okudum. O kutsal sözleri yedi sekiz kez tekrarladık. Ben, artık oraya kadar doğru olarak okumaya başladım. Ezberlemiştim. Sanırım, dersim o kadarmış. Surenin alt tarafını okuduğumuzu hatırlamıyorum. Babamın o kutsal sözleri okurken duyduğum sesi hâlâ kulağım-dadır. Ben sekiz on kez okudum. Babam: 'Aferin oğlum, daha güzel okumağa çalış. İnşallah siz benim gibi kalmazsınız, Kur'an-ı Kerim'in mânâsını da güzelce anlarsınız dedi. Annem ise sevinç gözyaşlarını dökmeğe başladı. Ben, bir babama, bir anneme baktım. Gönlümü garip bir duygu kapladı. O ne sevinç, ne de üzüntüydü. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i öpüp başıma koyarak y erine götürdüm.107

Çocukluk çağlarında ezan, Kur'ân ve camilerin, çocuk ruhunda derin ve kalıcı izler bıraktığı verilen örneklerden anlaşılmaktadır. Bunların yerli yerinde kullanılması, çocukları dine yaklaştıracaktır. Bu nedenle, çocuklar zaman zaman camilere götürülmeli, ezan ve Kur'ân'ı dinlemelerine imkân sağlanmalıdır. Özellikle Cuma ve Bayram namazlarında olduğu gibi, bütün müminlerin bir arada topluca ibadet ettikleri zamanlarda hissettikleri manevî zevk, çocuklara da tattırılmalıdır. Gerekirse hediye ve armağanlarla, onların küçük yaştan itibaren mabetlere ilgi duymaları sağlanmalıdır. Bu şekilde davranmakla, çocuğa dinî hayatla iç-içe olma fırsatı verildiği için hem dinî inancının kuvvetlenmesi sağlanmış olacak; hem de küçük yaş­tan itibaren mübarek gün ve gecelere hürmet etmeyi öğrenerek, cami ve mescitlere gitme alışkanlığı da elde etmiş bulunacaktır.

e. Örnek ve ideal Karakterler Sunmak

Okul öncesi dönemde başkalarını taklide özenen çocuk, bu devrede sosyal bir ferd olacağını öğrenirken; aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele de ihtiyaç duymaktadır.108 Aynca, çocukların manevî hayatlarında, anlatılan hikaye ve menkıbelerin, onların ruhî tecrübelerini ve dinî şuurun gelişmesini de etkilediği bir gerçektir.109 Öteden beri eğitim-öğretimde "Kıssayla eğitim" metodundan faydalanılmaktadır.110 Çünkü anlatılan kıssa (hikâye, menkıbe...)daki renkli anlatım ve zengin .dekor havası, çocukları büyük ölçüde etkilemektedir.111 Hikayede geçen ideal kahraman, çocuğun ruhuna işlemekte ve onun benliğinin âdeta bir parçası olmaktadır. Neticede çocuk, hikayenin kahramanına özenmekte ve onun gibi hareket etme isteği duymaktadır.112 Edebiyatçılarımızdan Fâzıl Ahmet Akçay'ın bir hatırası konuyu aydınlatacaktır. Yazar şöyle anlatır:

"Galiba vatan coğrafyasından ilk öğrendiğim isim Malatya'dır. Seyit Battal Gazi'nin doğup büyüdüğü bu Şehri görmek isterdim. Ve yatsı namazından sonra Allah 'a ettiğim en yakıcı dualar, beni gürbüz ve kuvvetli bir kahraman etmesi içindi İsterdim ki ben de, o menkıbelerini dinliye dinliye kendimden geçtiğim fevkalâde insan gibi, bir narada yetmiş bin kâfir kırayım."

Çocukların, hikâye veya menkıbede geçen kahraman ile özdeşleşmek isteğini de aynı yazarın şu ifadelerinde görmekteyiz:

".. .Bana demişlerdi ki: 'Anadolu evlâdı esmer olur. Gürbüz ve dinç olur.' Halbuki benim aksi gibi saçlarım sarıydı ve kendim çöp gibi cansız bir şeydim.

Güneşte çok gezmeye başladım ki, yüzümün derisi iyice yanıp kararsın. Fakat saçlarım için hiçbir çare bulamıyordum. Yaşım ilerledikçe bunların kararacağım babam söyledi, korkumu giderdi.113

Çocukların dinî hikâye ve menkıbelerden de zevk aldıkları ve bunların yıllar geçmesine rağmen unutulmadığı bir gerçektir.114'Bu zevki, Necip Fâzıl bir çocukluk hâtırası olarak şöyle anlatır:

"Yatakta da büyük babamla beraberim ve hep kürkünün içindeyim...

İlk dinî telkinlerimi ondan aldım.

Yatakta ondan dinî menkıbeleri dinliyorum.

İşte, üçüncü katta, bizim yatak odamızın karşısındaki büyük yatak odasında, kocaman bir ceviz karyolada büyük babamın yanında ve kürkünün içindeyim. Hazret-i Ali'ye, onun misilsiz kuvvet ve şecaatine dair bir menkıbe dinlemiş bulunuyorum.

Soruyorum;

— Büyük baba, Hazret-i Peygamber mi daha kuvvetliydi, Hazret-i Ali mi?

Beş-altı yaşındaki çocuk saffetinin içinden fışkıran bu sual, büyük babama hem çocuklara, hem de büyüklere verilebilecek cevapların en güzelini verdiriyor:

— O kimseyle ölçülmez, O'nda Peygamber kuvveti vardı.

Büyük babamın 'O'nda Peygamber kuvveti vardı' sözünü, hecesi hecesine hiçbir ân unutmadım. Allah büyük babama rahmet eylesin... 115

Görüldüğü gibi, çocuklar dinî hikâye ve menkıbeleri büyük bir ilgi ve zevkle dinlemektedirler. Bu nedenle onlara 3-4 yaşlarından itibaren bu tür kitaplardan bölümler okunmalı ve çocuğun dinî duygulan pekiştirilmelidir. Bu konuda Kur'ân'da geçen peygamberlerin hayatlarını içeren çocuk kitapları, ol­dukça faydalıdır(*) Peygamberlerin inançları uğruna, çektikleri sıkıntı ve eziyetlere karşı sağlam bir irade ve metanetle göğüs germeleri; gerektiği zaman mucizeler göstermeleri ve sonuçta Allah'ın yardımıyla başarıya ulaşmaları..., bütün bunlar, çocuk ruhunda derin ve olumlu izler bırakacaktır. Özellikle Hz. Peygamber'in hayatı; çocukluğu, mucizeleri, savaşları... ço­cuklar için zevkle dinlenen konulardır.116 Mekke'den Medine'ye hicret ederken, mağarada gizlenmeleri olayını dinleyen pek çok çocuk, Peygamber'in görülmesine engel olmak için ağ ören örümceğe; yumurta yapan güvercine minnet duygularıyla sevgi beslemekte ve günlük yaşantısında onları koruyup gözetmektedir.

Uykudan önce dinlediği sıcak ve tatlı ifadelerle yüklü bir dinî hikâye, çocuğun ruhunu saracak, tertemiz kalbine Allah ve Peygamber sevgisinin yerleşmesine ve huzur içinde uykuya dalmasına vesile olacaktır.

Örnek veya ideâl karakter faktörü konusunda şu önemli gerçeği tekrar dile getirmeliyiz. Çocuk için en önemli, en etkili örnek ve onun gözünde en ideâl karakter, anne babasıdır. Bu nedenle, anne babalar, her şeyden önce dinî prensipleri bizzat yaşayarak çocuğa örnek olmalıdırlar.

f. Çocuk Egosantrizminden Faydalanmak

1. Bölümde ayrıntılı bir şekilde ele aldığımız egosantrizm duygusunun(*), imân öğretiminde önemli bir yeri olduğu unutulmamalıdır. Hatırlanacağı üzere, bu duygunun tesiriyle çocuk, her şeyin ona hizmet için yaratıldığına ve her şeyin bir gayesi olduğuna inanmaktaydı. Ondaki bu duygunun uzun yıl­lar etkisini sürdürdüğünü de eklemeliyiz.

Etrafında gördüğü tüm varlıkların, ona faydalı olması amacıyla Allah tarafından yaratıldığı, çocuğa anlatılmalıdır. Bu konuda Kur'ân-ı Kerim'deki ilgili ayetler, çocuğun dikkati­ni çekecektir(**) Bunun yanında, Allah'ın, yarattığı varlıkları sevdiğinden, özellikle çocukları daha çok sevip, onları kötülüklerden koruduğundan da bahsedilmelidir. Bu şekilde yapılan açıklamalar, çocuğun benlik duygusuna hitap ettiği için, oldukça hoşuna gidecektir. Ayrıca Allah'ın insana, çeşitli güzelliklerde, sayılamayacak nimetler sunduğu, yanlış davranışları hemen cezalandırmayıp, tevbe edilmesi için zaman tanıdığı, iyi ve beğenilen davranışlara kat kat mükâfatlar verdiği ve O'nun, bizim Yüce Rabbimiz olduğu da anlatılmalıdır.117

Çocukça isteklerinin yerine getirilmesi arzusunda olan çocuk için, dua, önemli bir sığınaktır. Dua etmekle o, bir bakıma rahatlamakta ve huzur bulmaktadır. Zaman zaman çocuklar, gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakmaksızın, "Allah'ım bana... ver" diyebildikleri gibi118, zaman içinde dua anlayışlarında aşağıdaki örnekte olduğu gibi gelişmeler de olabilmektedir.

"Annesi, ilkokul birinci sınıftaki çocuğuna, Allah'a dua etmesini, Allah'tan her şeyi isteyebileceğini söylemiş. Çocuk bir elektronik uçak oyuncağı istiyormuş. Duasını annesine şöyle anlatmış: "— Biliyorum, Allah bana gökten oyuncak atacak değil. Ama senin kalbine, — Çocuğuma bir elektronik uçak alayım! isteği verebilir. Sen de bana bu oyuncağı alırsın"119

Görüldüğü üzere, çocuk duayı egosantrik duygulan için bir vasıta olarak görmektedir. Ancak burada önemli olan, çocuğun her konuda ve her isteğinde, Allah'a yönelmesini sağlamaktır. Bu nedenle, anne babalar, çocuğa her zaman için, Allah'a dua etmesini tavsiye etmeli ve ezberleyebileceği kısa duaları ona öğretmelidirler. Böylece çocuk, küçük yaştan itibaren dualar ile Allah'a yönelip bağlandığı gibi, istek ve arzularını O'na büyük bir içtenlikle arz ettiği için ruhî yönden de huzur içinde olacaktır.

Uykudan önce çocuğa, "Allah'ım! Beni, annemi, babamı, kardeşlerimi ve bütün mü'minleri Sen koru" vb. şekilde dua etmesi tavsiye edilmeli ve böyle yaptığı takdirde, meleklerin onu sabaha kadar koruyacağı anlatılmalıdır. Bunun çocuk ruhundaki olumlu etkisi kısa zamanda görülecektir.

------------------------------------------------------------------------------------------------

1. Ahmet Önkal. ResûluUah'ın islâm'a Davet Metodu, Konya, 1984, s. 16.

2. Halis Ayhan, Din Eğilimi ve öğretimi, Ank., 1985, s. 105.

3. Bk. Özgür, age, s. 219.

4. Rausseau, age, s. 299.

5. Gülseren Günce, Yurt Dışındaki işçilerimiz ve Din (tebliğ) MEDES. Ank, 1981,s.221.

6. Bakara, 2/218; A'râf, 7/59; Yûnus, 10/15; Isrâ, 17/57; Bukonudaki ayeüerin tamamı için bk. Abdulbâki, age, "Havf' ve "Recâ" mad.

7. N. Armaner, inanç ve Hareket Bütünlüğü Bakımından Din Terbiyesi, ist., 1967, s. 23.

8. Özbaydar, age, s. 7.

9. Clifford Morgan, Psikolojiye Giriş (çev. Komisyon) Ank, 1984, s. 59.

10. Çocuğa sevgiyle yaklaşmanın gereğine inanan Pestalozzi'nin fikirleri için bk. H. Fikret Kanad, Pedagoji Tarihi, ist, 1963,1, 413.

11. Jersıld, Çocuk Psikolojisi, s. 614.

12. Hüseyin Alay, Kur'ân'a Göre imân Esasları, Ank, 1961, s. 62.

13. Bovet, age, ş. 21.

14. Ayhan, Eğitime Giriş, s. 61.

15. Jersüd, Gençlik Psikolojisi (çev. Î.N. Özgür) îsl, 1978., s. 399.

16. Ayhan, Din Eğitimi..., s. 198-109.

17. Jersıld, Çocuk Psikolojisi, 373.

18. Özbaydar, age, s. 7.

19. Zulliger, Çocuklarımızın Korkulan, s. 17.

20. Armaner, age, s. 23.

21. Bakara, 2/278; Âl-i Imrân, 3/102; Nisa, 4/1; Mâide, 5/35.

22. Nâziât, 79/40.

23. M. Akif Ersoy, Safahat, s. 307.

24. Tü mizî, Birr, 62.

25. A. Osman özcan. Gençliğin Ahlâkî Eğitimi (tebliğ) InÜEF, s. 26.

26. Mualla öztüıfc. Din Eğitimi ve Çocuk Ruh Sağlığı (tebliğ) T.l. DEŞ, Ank, 1981, s. 206.

27. Öztüık, agt, s. 207.

28. Yöriikoğlu, age, s. 171 vd.; Fişek-Sükan, Çocuğunuz ve Siz, s. 62.

29. Öztütk, agt, s. 209.

30. Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 196.

31. îbn Manzûr, Lisânü'1-Arab, Beyrut, ts. XIII, 21; Asım Efendi, Kamus ter­cümesi, ist 1304, IV, 548; Cevheri, es-sıhah, V, 2071 el-îsfehânî, el-Müfredât.... Mısır, 1/324, s. 24; Yazır, age, I, 178.

32. U. John Nef, Sanayileşmenin Kültür Temelleri (çev. E. Güngör) ist. 1969, s. 127.

33. Ayhan, age, s. 63; Cihat Tunç Yüce Allah'a imân ve Bunun Önemi, EÜIF, dergisi, ü, 8-9.

34. Cole-Morgan, age, s. 361.

35. Yavuz, age, s. 42.

36. Ayhan, age, s. 62,63.

37. Ayhan, age, s. 110.

38. Geniş bilgi için bk. Ayhan, Eğitime Giriş, s. 237 vd.

39. Yavuz, age, s. 41.

40. Armaner, Din Psikolojisi, s. 83; Yavuz, age, s. 40.

41. Jaquin, age, s. 78.

42. Bu konuda geniş bilgi için bk. EL Bölüm, "islâm'ın çocuklara verdiği de­ğer" konusu.

43. Ayhan, Din Eğitimi..., s. 114.

44. Yörükoğlu, Ruh Sağlığı, Ahlâk Değerleri ve Din Eğitimi, (tebliğ) T. 1.DEŞ, s. 214,

45. İlgili ayetler için bk. IH. Bölüm, "Kur'ân-ı Kerim'de Çocuk" konusu.

46. Bu konudaki hadisler için bk. Wensick, el-Mu'cemuil-Müfehres li elfâzi'l Hadîsi'n-Nebevî, Leiden, 1943,1,225.

47. Gazzâli, Eyyühe'l-Veled (çev. L. Doğan) ist. 1963, s. 10 vd.

48. Geniş bilgi için bk. IA., H, 6-12.

49. Keykavus, Kâbusnâme (çev. M. Ahmed) Tercüman 1001 Eser, I, 84, 87, 91,102,119,199.

50. Rousseau, age, s. 356,382-87-88.

51. Gazzâli, ihya, IV, 364.

52. Jersdd, Çocuk Psikolojisi, s. 358.

53. Rousseau, age, s. 158,215.

54. Önkal,age,s. 161.

55. Âl-iîmrân, 3/159.

56. Nahl, 16/125.

57.   Zebîdî, age,XE, 133.

58. " Mehmet Şeker, Tariku'l-Edeb'de Eğitim (tebliğ) T. 1. DEŞ. s. 85.

59. Rousseau, age, s. 41,56.

60. Jersıld, age, s. 614.

61. Armaner, inanç ve Hareket Bütünlüğü Bakımından DinTerbiyesi, s. 23.

62. Habil Şentürk, ibadetin Mahiyeti ve Şahsiyet Gelişimindeki Fonksiyonu,DEÜ1F, dergisi, H, 224.

63. Yavuzer, Çocuk ve Suç, s. 154; Jacquin, age, s. 97.

(*) Şu ifadeler, güzel bir örnektir: "Ben küçükken, Allah bana, kendisinden her zaman korkmam gereken biri olarak tanıtıldı. — Allah senin yaptıklarını görüyor, eğer yalan söylersen, ağlarsan seni çarpar! gibi sözler söylendi. Ben de, duya duya, Allah'ın yalnızca azap verici olduğunu zannederdim. Daha sonraları öyle olmadığını öğrendim ve büyüklerim yalnızca susmam için ya da kendilerini rahatsız etmemem için öyle söylemi; olduklarını an­ladım. Bilgin, agm, s. 29.

64. Armaner-Ekmen, age, s. 15.

65. Ayasbeyoğlu, Kur'ân'da Allah ve Rabb kelimelerinden sonra en çok aralankelimelerin, Allah'ın, "Rahman ve Rahîm sıfatlan olduğunu söyler, bk.Ayasbeyoğlu, age, s. 16.

66. Bakara, 2/207; Mâide, 5/54; Hacc, 22/65.

67. Altıntaş, agt, s. 260.

68. Altıntaş, agt, s. 270; Kemâl Güran, Halk için Din Eğitim, (tebliğ) MEDES,s. 205.

69. Öztürk.agt, s. 210.

(*) Çocuklara Allah korkusunun, onların vicdan gelişimine tesadüf eden 10-11 yaşlarından sonra ve gerektiği zaman telkin edilmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Çünkü bu yaşlarda haklı-haksız, suç, ceza, sevap, günah, cennet, cehennem gibi mücerred kavramların anlaşılmasına yardımcı olan zihnî gelişim de yeterince teşekkül etmiştir.

70.  Mü'minûn,23/l,2.

71.  Buhârî, Salât, 106; Müslim, Mesâcid, 42; Tirmizî, Menâkıb, 31.

(*) Yapılan bir anket sonucunda verilen cevaplardan biri konumuza örnek ola­cak mahiyettedir. (Ünv. I. Ö ğr.) "Allah çok büyüktür derlerdi. Ben Karade­niz'in kıyısında büyüdüm. Sordum. —Ne kadar büyüktür, şu denizin orta­sında dursa, başı göğe değer mi? Büyüklerim bana o kadar kızdılar ki, hiç unutmuyorum." Bilgin, agm, s. 27.

72. Tirmizî, Hudûd, 1; Ebû Davûd, Hudûd, 16; Nesâî, Talak, 13.

73. Ayhan, Eğitime Giriş, s. 236.

74. Ayhan, age, s. 242.

75. Rousseau, age, s. 245.

76.Canan, Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye, s. 275.

77. Münâvî,age,IV,310.

78. Rousseau, age, s. 41,47.

79. îbn Haldun, Mukaddime (çev. S. Uludağ) tst., 1982,1, 1300.

(*) "Azar azar, derece derece ilerlemek" (bk. Tuğlacı, Okyanus, VI, 2799), şeklinde tarif edilen tedrîcilik esası hakkında geniş bilgi için bk. Önkal, age, s. 148 vd.; M. Yaşar Kandemir, Örneklerle islâm Ahlâkı, ist. 1980, s. 354 vd.; Bayraktar Bayraklı, islâm'da Eğitim ist., 1980, s. 159.212; M. Faruk Bayraktar, islâm Eğitiminde Öğretmen-Öğrenci Münasebetleri, ist. 1984, s. 31 vd. 60 vd.

80. Bakara, 2/219; Nisa, 4/43; Mâide, 5/90; Isrâ, 17/106; Buhâri, Hım, 12; Müs­lim, Münâfikûn, 19.

81.Canan, Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye, s. 128.

82. Soru sorarak eğitim Kur'an ve Hadisler'de sık sık rastlanılan bir met oddur. bk. Mehmet Tütüncü, Kur'an ve Hadisler'de Eğitim Esastan, DEÜlF, der­gisi, H, 240.

83.Bayraktar, age, s. 37.

84.Rousseau, age, s. 167.

85.Ebû Dâvud, Edeb, 22.

86.Münâvi,age,in,377.

87.Buhâri, Him, 11.

(*)   Hakkında geniş bilgi için bk. Kuseyrî Risalesi, (haz. S. Uludağ) ist. 1981, s. 128; Hucrivî, Keşfu '1-Mahcûb, (haz. S. Uludağ) tsL 1982, s. 242.

88. Abdullah Ulvan, Tertayetü'l-Evlâd fi'1-lslâm, Beyrut, 1978.1,169.

89. Rousseau, age, s. 306.

(*) "Lâilâhe illallah, Muhammedu'r-Resûluilah."

(**) "Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh."

(***) (Kelime-i Şehâdet, Namaz, Oruç, Hac, Zekât.)

(****) "Amemü Billahi ve Melâiketihî ve Kütübihî ve Rusülihî ve'1-Yevmi'l-Âhiri ve bi'1-Kaderi Hayrihî ve Şerrihî mine'llâhi Teâlâ ve'1-Ba'sü ba'de'l-Mevti Hakkım, Eşhedü en..."

90. San'ânî, age, IV, 334,6. no'lu dipnot.

91. San'ânî, age, IV, 334.

92. Doç. Dr. Beyza Bilgin'in, üniversite I. sınıf öğrencilerine uyguladığı anket sonuçlarından şöyle bir örnek aktarabiliriz:

 "Dedem bizleri (kardeşlerimi ve diğer torunlarını) yanına alır.

— Allah kaç? diye sorardı. Biz hep bir ağızdan

—  Bir! diye cevap verirdik. Dedem devamla,

— Kimin kulusun? diye sorardı. Biz,

— Allah'ın! derdik.

— Kimin ümmetisin?

— Peygamber'un!

— Kimin milletindensin?

— ibrahim Peygamber'in!

— Allah nerede?

— Ne yerde, ne gökte, andığın her yerdedir!

— Seni, anneni, babam kim yarattı?

— Allah! Allah! Öğrenimimiz böyle toplu olurdu. Şimdi de henüz 3,5 yaşında olan kardeşime böyle öğretiyoruz." (bk. Beyza Bilgin, "Okul öncesi Çağı Çocuğunda Dinî Kavramlar" MEGSB, Din öğretimi Dergisi, Ank. 1984, sy. 8-9. s. 26.

93. Jacquin, age, s. 23; özbaydar, age, s. 12.

94. Cole-Morgan, age, s. 323.

95. Dil Gelişimi için bk. Gövsa, Çocuk Psikolojisi, s. 154. Dalat, age, s. 52.

96. Müsned,lV,24.

(*) "Çocuklar din ile ilgili kavramlarla nasıl karşılaşıyorlar? Bunu genelde "iki yolla" diye cevaplandırabiliriz. Birincisi dil öğrenmeye paralel olarak; Ço­cuklar hayata gözlerini açtıkları andan itibaren, Maşallah! Allah ömür ver­sin! gibi temennilerle, "Hû Hû Hû Allah -Sen uykular ver Allah" gibi ninni­lerle, Allah kelimesiyle içiçedirler...

ikincisi, Zihinsel ve Duygusal gelişmeye paralel olarak. Her şeyin nasıl ol­duğunun, nereden geldiğinin merak edildiği çağda sorular, ilk insanın, ilk hayvanın, ilk hayvanın, ilk bitkinin, güneşin, ayın ve dünyanın yaratılışına kadar gider. Günlük hayatın getirdiği olaylar, özellikle ciddi olanlar, ölüm­ler, felaketler karşısında büyüklerin çaresizliği, çocukların bu hayattan sonasını da soru yapmaya yol açar." bk. Bilgin, agm, s. 25.

97. Guillaume, Psiko'loji, s. 263.

98. Osman Pazarlı, Din Eğilimi ve Öğretiminde Genel Metodlar, îst. 1967, s.26.

99. Bu konuda geniş bilgi için bk. Süleyman Uludağ, islâm'da Irşad, ist., 1982, s. 110 vd.

100. Ayhan, Eğitime Giriş, s. 244.

101. Rıza Nur'un çocukluk hatıraları için bk. Yardım, age, s. 162.

102. Y. Kemâl Beyath Kendi Gök Kubbemiz, ist. 1967., s. 3,7.

103. Beyaüı, Aziz istanbul, ist. 1969, s. 126. , 104.

104. Pazarlı, age, s. 31; Ayrıca bk. Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 47. J05.

105. bk. Yardım, age, s. 87,111, 132, 178.

106. Yardım, age, 133-134.

107. Yardım, age, s. 44.

108. Haluk Yavuzer, 6-12 Yaş Çocukların Psiko-SosyaJ Gelişmesi. Pedagoji Dergisi, ist., 1980, s. 39; Aynca bk. Egemen, age, s. 103, 104.

109. Schraml, Einfühıun..., s. 329; Jacquin, age, s. 70 vd; Yavuzer, Çocuk ve Suç, s. 140; Yavuz, age, s. 79.

110. Gerek Kur'ân ve Hadislerde, gerek islâm eğitimcilerinin eserlerinde pek çok örneği bulunan bu metod hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Bayraklı, age, s. 159; Kandemir, age, s. 390; Bayraktar, age, s. 48.   *

111. Kandemir, age, ay.

112. A. Osman Özcan, Dede Korkut Kitabında Eğitim (tebliğ) Türkoloji Kong­resi, ist, 1984. s. 5.

113. Yardım, age, s. 137,139.

114. Yavuz, age, s. 71.

115. Yardım, age, s. 271.

(*) Son yıllarda bir kısmı Kur'ân-ı Kerîm kaynak alınarak yazılan dinî nitelikli çocuk hikâye kitapları isimlerini burada zikredemeyeceğimiz derecede zengin ve doyurucudur.

116. Yapılan anket için bk. Yavuz, age, s. 79.

(*) Bu konuda geniş bilgi için bk. I. Bölüm, Egosantrizm konusu.

(**) Bu ayeüeriçin bk. Râ'd, 13/2; ibrahim, 14/32; Nahl. 16/12-14. 117. Ayhan, Din Eğitimi, s. 112-113.

118. Jacquin, age, s.

119. Bilgin, agm., s. 29.

Kaynak: Çocuklarımıza ALLAH'ı Nasıl Anlatalım - Prof. Dr. Mehmet Emin AY , Timaş Yay.
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com
Sayfayı Paylaşın                  Sayfayı RSS Ekleyin





 

   FORUM    ZİYARETÇİ DEFTERİ   BİZE ULAŞIN

www.mucahidler.com   |   www.hikayearsivi.net   |   www.durdane.net   |   www.sumeyyediyari.com

Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ

Google