Sümeyye Diyari Forum

 ANA SAYFA   Sümeyye Diyari | Sevgiye ve Kalplere Açılan Bir Kapı

 ÇOCUKLARIMIZA ALLAH'I NASIL ANLATALIM  



 
Çocuklarımıza ALLAH' Nasıl Anlatalım- Prof. Dr. Mehmet Emin AY

                                                                                                                             

ÇOCUKLARIMIZA ALLAH'I NASIL ANLATALIM

   - DİN VE ALLAH DUYGUSU

ÇOCUKTA DİNİ DUYGUNUN VARLIĞI

Konuyu incelemeye başlarken, duygu ve dinî duygunun  ne olduğu gibi psikolojik tahlillere girmeden, doğrudan doğru­ya çocuktaki dinî duygunun varlığından bahsedeceğimizi belirtmeliyiz.

"Din duygusu, kökleri ve kaynaklan itibariyle insan fıtra­tına bağlı derûnî bir heyecan ve duygudur."1 Dolayısıyla bu duygunun insan yavrusu olan çocukta da bulunması gayet ta­biîdir. Çocukta kendiliğinden gelen dinî bir hissin bulunduğu ve çocuğun kalıtım bakımından dinî (religious) sayıldığı bugün psikolojik bir gerçektir.3

Son zamanlarda yapılan din psikolojisi araştırmaları da, çocuğun ruhen dine yabancı olmadığını, bilakis onun da kendine göre bir dinî inancının olduğunu ispatlamıştır. Aynı şekilde, pedagojik tecrübeler de çocukta büyük bir dinî potansiyelin varlığını ortaya koymuştur.4

Çocukta din ve inanç duygusunu çeşitli yönlerden ele ala­cağız. Önce memleketimizde yapılan araştırma sonuçlarını or­taya koyacak, sonra batılı psikologların görüşlerine yer vereceğiz. Ayrıca bu duygunun Kur'ân ve Hadis'te ne şekilde yer aldı­ğına değinerek, İslâm bilginleri ve filozoflarının bu konudaki görüşlerini tahlil edeceğiz.

1. Memleketimizde Yapılan Araştırmalara Göre

Bilindiği gibi, Din Eğitim ve Din Psikolojisi, memleketimizde henüz kurulan ilim dallarındandır. Bu durum, adı geçen ilim dallarındaki araştırmalara da tesir etmektedir. Nitekim çocuktaki dinî gelişimi ele alan psikolojik araştırmaların yok de­necek kadar az olduğu söylenebilir. Ancak Prof. Dr. Yavuz'un bu konuda gerçekleştirmiş olduğu araştırmadan bahsetmek ve ortaya konulacak görüşlerin de bu kaynağa dayandırılacağını belirtmek yerinde olur.

Çeşitli ilkokullarda, 7-12 yaş grubundaki çocuklara uygu­lanan anketler sonucunda Yavuz, şu sonuçlara varmaktadır: "Çocukların Allah inancı ile karşılaşması çok küçük yaşlarda başlamaktadır. Çocuğun dinî inançlarla karşılaşması, kendisi­ne oldukça duygusal bir zenginlik kazandırmaktadır. Bu onun Allah ve din ile ilgili hususları öğrenmek için gösterdiği özel ilgiden daha iyi anlaşılabilir."5 Yapılan anketler sonucunda, ço­cuğun dine karşı canlı bir ilgi duyduğu, merakla başta Allah'ı öğrenmek ve anlamak istediği, küçük yaşlardan itibaren dua, namaz gibi dinî pratiklere karşı istek duyarak, bir yandan bun­ları denemeye çalışırken, öte yandan dinî konulara karşı sonsuz bir öğrenme özlemi içinde bulunduğu öğrenilmiştir.6

Yine aynı araştırmada, çocukların en çok Allah'ı merak ettikleri ve bütün ilkokul dönemi boyunca zihnî ve ruhî güçleri çerçevesinde O'nu düşündükleri ve anlamaya çalıştıkları ortaya çıkmıştır. Onlar başta Allah'ın zâtı, fiilleri, yaratması ve ya­rattığı varlıklar ile ilgilenmektedirler. Yavuz'a göre çocuklar O'nu akıllarıyla kavramakta güçlük çekmelerine rağmen, neticede neredeyse ilâhiyatçı düşünürlerin benimsediği gibi, "varlığında kesinlikle şüphe bulunmayan" Allah Teâlâ'nın var olduğunda karar kılmaktadırlar.7 Çocukların bu şekilde bir inan­ca sahip olmalarında birçok faktörün etkisi vardır. Bunlar, fıtrat, kolay inanırlık, dinî hazırlık ve uyumdur. Yeri geldikçe her birisine değineceğimizi belirterek; Yavuz'un bu konudaki diğer görüşlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

Çocuklar Allah'ı inanmak için ilgi, eğilim, arayış ve özlemlerini daha küçük yaşlardan beri dışarıya yansıtmaktadır. Onlar Allah'a inanırken, itiraz etmeden, kuşkulanmadan, ne­denini araştırmadan inanmaktadırlar. Ancak şurası ifade edil­melidir ki, çocuk dininin karakteristik özelliklerinden birisi de dinî gelişmenin henüz tam şekillenmemiş ve belli prensiplere ulaşmamış olmasıdır. Buna rağmen çocuğun inancının tabiî ol­duğu da gözden kaçırılmamalıdır.8

2. Batılı Psikologlara Göre

Batıda yapılan araştırmalarda, Rousseau'nun, "çocuğun dine karşı yabancı olduğu, ona dinî bilgiler öğretilmesinin yan­lış olacağı ve ancak 12-13 yaşlarından sonra, çocuk istediği za­man ona dinden bahsetmek gerektiği" görüşünün9 tesirlerini görmek mümkündür. Nitekim yıllarca çocuk psikolojisiyle ilgili çalışmalarda dinden ya hiç bahsedilmemiş ya da pek az söz edilmiştir. Ancak son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonu­cunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhî yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.10

C. G. Jung, insanda tabiî olarak bir dinî faaliyetin var olduğuna inanmakta ve "insanın ruh sağlığı ve kararlılığı, içgüdülerinin olduğu kadar bu doğal dinsel işlevinin de (tabiî dinî faali­yet) uygun bir biçimde ifade edilmesine bağlıdır." demektedir.11

Remplein de, çocuğun ruhuna dinî eğilim ve duyguların

yerleştirildiği ve büyük bir ihtimalle her çocuğun Tanrıya inanmak için hazır bir durumda olduğu kanaatindedir. Ayrıca O, "Her şeyden büyük ve her şeyi yaratıp istediği gibi idare eden bir Tanrı düşüncesi çocuğun ruhî ve manevî gelişmesine tamamen uygundur" demekte ve bu görüşünü şu ifadelerle daha belirgin bir şekilde vurgulamaktadır. "Dinî inancın tohumlan hiç şüphesiz insanın ruhunda ve benliğinde bulunmaktadır. Nasıl insanlık daha ilkel basamakta iken dinî tasavvur ve duygulara sahip idiyse, o zamandan bu zamana kadar çocuğun ruhî ve manevî gelişmesi, nesillerden nesillere sürüp gelen bir gelişmenin devamıdır."12

Gemelli ise çocuktaki dinî duyguyu insiyak! bir temayül olarak görmekte ve dört yaşından küçüklerde bile, öğrenme ve taklitten ayrı bir dinî tutumun varlığına inanmaktadır. O, "Hürmet etme ve baş eğme tutumları, çevre tesiriyle dahi açıklansa, bu insiyaki temayülün bir sonucudur." demektedir.13

Öte yandan A. Vergote da çocukta büyük bir dinî potansi­yelin var olduğuna inanmaktadır.14

Batılı psikologların, "doğal dinsel işlev; dinî eğilim ve duygu; dinî inanç tohumlan; insiyakı temayül; dinî potansiyel adını verdikleri kavranılan, İslâm inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür.

Bu düşüncede olan diğer batılı psikologların ortak gö­rüşlerine göre, çocuğun dinî inancında içten gelen tabiî, içgü­düsel ve duygusal bağlanma temayülü rol oynamaktadır. On­lar, dinî duygunun insiyakı bir temayül olduğunu söylerken; aynı zamanda ferdî yaşayışın temelinde de dinî istidadın varlığını kabul etmektedirler.15

 3. Kur'ân ve Hadislere Göre

Din duygusu, Kur'ân ve Hadis’te şöyle ifade edilmekte­dir:

Kur'ân'da "Yüzünü doğru bir din olan İslâm’a, insanların fıtratına uygun olan dine çevir."16 duyurularak, insanın dini ka­bullenmeye yetenekli bir tarzda yaratıldığına işaret edilmiştir.

Yine Kur'ân'da, Hz. İbrahim’in (a.s.) içten gelen bir kuvvetin tesirinde kalarak hakiki olan ilâhî kudreti aramaya çalıştığından, düşünce ve muhakemelerden sonra, gökleri, yeri yaratan, sonra da onları emri altına alan tek varlık olan Allah'ı nasıl bulduğundan bahsedilir.17 Hz. İbrahim’i buna sevk eden, yaratılışındaki din duygusundan başka bir şey değildir. Çünkü "Allah, insan fıtratına kendisini araştırıp ibadet etme temayülü ihsan etmiştir."18 Diğer bir ayette de bu hususa dikkat çekilerek şöyle buyurulmuştur: "Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara, 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da, 'evet şahidiz' demişlerdi."19

Elmalılı Hamdi Yazır, yukarıda ilk olarak ele alınan ayetin (Rûm 30/45) tefsirinde, "insanın, insan ruh ve zekâsının aslı, fıtratı, hakkı tanımak ve hak aradanından başkasına kul olma­mak içindir." demektedir. O, "Her ferdin ruhuna bir hak duygusu ve Allah'ı bilme gücü yerleştirmiştir."20 derken, insan ruhu­nun asıl fıtratı Allah'ı tanımak ve Ona bağlanıp teslim olmaktır, demek istemektedir. Yazır'a göre ruh insana Allah'ı duyması, O'na uyması, kendini ve Allah'ı tanıması ve itaat etmesi için verilmiştir.21 Ayrıca Yazır, bu duygunun tesiriyle başlan sıkıştığı zaman en azılı kâfirlerin bile derinden derine, Yaradana karşı bir iltica hissi duyduklarını da eklemektedir.22

Burada, Hz. Peygamber'in, fıtrat'ı konu alan hadislerin­den de söz etmeliyiz.(*) Bu hadislerin ortak manasını ele aldığı­mızda, şu ifadeleri buluruz: "Her çocuğu, annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hâli, konuşma çağına kadar devam eder. Sonra ebeveyni onu, Hıristiyan, Yahûdi, Mecûsî (ateşpe­rest) veya müşrik yapar. Eğer anne babası Müslüman iseler, çocuk da Müslüman olur." Bu ifadeler aynı zamanda, inancın te­şekkülünde rol oynayan iç ve dış (irsî ve çevre) faktörleri de açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Hadislerde geçen "fıtrat" kelimesi lügatte, "Allah'ın, mahlûkâtı, kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hâl üzere yaratması"22* anlamına gelmektedir. Ancak burada önemli olan nokta şudur ki, insanlardaki Allah inancı biyolojik olarak fıtrî (yaratılıştan gelen) değildir. Eğer böyle olsaydı, hiçbir ateist (dinsiz)'in dinsiz olmaması gerekirdi.23

Sonuç olarak fıtrat, insanın doğuştan, tabii olarak Allah'a inanmaya yetenekli ve dinî inancı kabul etmeye elverişli bir ya­ratılışla olduğu anlamına gelmektedir. Zira çocuk, iyiliğe ve kö­tülüğe elverişle olduğu gibi, doğruya ve yanlışa inanmaya da yetenekli bir yaratılışa sahiptir.24 Çocuk ruhen zihnî ve manevî değişmelere uğrar. Bu, iyiden kötüye doğru gelişebileceği gibi, kötüden iyiye ve hayra doğru da gelişebilir.25 işte burada, çevre­nin çocuk üzerindeki müsbet veya menfi tesiri söz konusudur. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.), fıtrat ile ilgili hadiselerinin hepsinde "...sonra ana babası onu Hıristiyan, Yahûdi, Mecûsi veya müşrik yapar, eğer ana baba Müslüman ise çocuk ta Müslüman olur." buyurarak burada en önemli faktörün, çocuğun en yakın çevresini oluşturan ana baba olduğuna dikkat çekmektedir(*)

Görüldüğü gibi çocuk dine yabancı değildir. Aksine onun içinde dine karşı bir eğilim vardır ve çocuk inanmaya istidatlıdır. Esasen çocuk düşünmeden, şüphelenmeden ve itiraz etmeden inanmaya hazır olduğundan, söylenenlere içtenlikle inanır. Buna sadece dilin kabul edip inanışı denmez, aynı zamanda ru­hun da kabulü ve inanışı denir. Tabii olan da budur. Çünkü çocuk inanmakla kendini güçlenmiş ve Allah'a yakınlaşmış his­seder. Onda bu duygu uyandıkça Allah'ın kendisine yakınlığı da o ölçüde artacaktır. Böylece çocuk hayatı iyi, güzel ve yaşa­maya değer bulacak; o nisbette de yaşama gücü artacaktır.

Bu durumdaki çocuk, inancının nedenini araştırmaya yat­kın değildir. O, inancı üzerinde tahlil yapamadığı gibi, şuurlu bir şekilde anlama ve fikir yürütmede de bulunamaz. Eğer bu sırada çocuğun sorulan görülürse, o bunların cevaplarına inanacağı için sorar. Böylece, inanmaya içtenlikle hazır olan çocuk, yoklayıcı sorularla dinî dünyaya girmeye çalışır. Çocuk inanmaya o kadar hazırdır ki, dinle ilgili öğretilenlerin ve duyduklarının çok çabuk etkisinde kaldığından, onlara itiraz etmeden inanır.2*

4. İslâm Bilginleri ve Filozoflarına Göre

İslâm bilginleri ve filozofları ise, genellikle biraz önce ele aldığımız âyet ve hadisler doğrultusunda düşünmektedirler. Tarihî sıraya göre görüşlerini aktaracağımız filozofların ilki olan İbn Mîskeveyh (v.421/1030), çocuğun ruhunu son derece temiz, işlenmemiş ve şekillenmemiş olarak kabullenmekte ve onun, kendisine yapılacak bütün telkinleri kabul edecek bir ruhî yapıya sahip olduğuna inanmaktadır.27 Ibn Şînâ (v.428/1036) ise, çocuğun doğarken beraberinde birçok kabiliyetler getirdiğini; fakat bunların geliştirilmesi gerektiğini ifade etmekte ve çocuğun ruhunu, kendisine verilenleri kabule hazır ve elverişli olarak nitelemektedir. Diğer bir ifadeyle O, çocuğun dinî prensipleri anlamaya ve algılamaya, elverişli ve kabiliyetli olduğunu savunmaktadır.28

Bu konuda İbn Hazm (v.456/1064), "el-Fasl" adlı eserinin mukaddimesinde "Evâliu'l-akl" diye isimlendirdiği ilk pren­sipler kavramıyla29, çocukta dinî duygu ve düşüncenin fıtrî (yaratılıştan) olduğunu kabul etmektedir.30

Gazzâlî'nin de (v. 505/1111) çocuk ruhu ve kalbi hakkın­da önemli görüşleri vardır. O, fıtrat hadisini esas alarak, çocuğun kalbini, "tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyeti ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli" olarak nitelemektedir. Bunun yanı sıra Gazzâlî, ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah'ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanmaktadır.31

İbn Tufeyl’e (v.581/1185) gelince; roman stilinde yazdığı "Hayy b. Yakzan" adlı eserinde filozof, çocuğun dinî inanç bakımından yetenekli olduğunu ve "insanın şeriat gelmese de aklı ile gerçekleri bulabileceğini ve ilâhî sırlara dalabileceğim anlatmak istemiştir."32

------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Bu konuda geniş bilgi için bk. Kerim Yavuz, Çocukta Dinî Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, Ank. 1983, s. 27-34.

1. Mustafa öcal, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi özel Öğretim Yöntemleri, den notlan. UÜlF, 1985-86, Bursa, s. 63.

2. Hayrani Altıntaş, Aüede Din Eğitimi (tebliğ) T.l. DEŞ. Ank, 1981, s. 269.

3. N. ibrahim Özgür, Çocuk Psikolojisi, ist, 1979, s. 217.

4.  A. Verjote, Çocukta Din (çev. E. Fırat) AÜÎFD. XXII. 315. 44

5.  Yavuz, age, s. 41.

6.  Yavuz, age, s. 248.

7.  Yavuz, age, s. 249.

8.  Yavuz, age, s. 41.

9. Rousseau, age, s. 223-224.

10. Yavuz, age, s. 39.

11. Friada Frodham, Jung Psikolojisinin Anahatlan, (çev. A. Yalçıner) ist. 1983. s. 94.

12. Hans Remplein, Die Seelische Entwicklung..., s. 254.

13. Özbaydar, Din ve Tanrı inancı..., s. 12.

14. Vergote, age, XXH. 315.

15. Bk. Yavuz, age, s. 39.

16. Rûm, 30/45.

17. Bk, En'âm, 6/75-80.

18. M. Kutub, Kur'ân Araştırmaları, 1,31.

19. A'raf, 7/172.

20. M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Mi, ist. 1978, VI, 3824; Aynca bk. Taşköprizâde, Mevzûâıü'1-Ulûm, II. 592.

21. Krş. Yaar, age, VI, 3822,

22. Yazır, age, VI, 3822. Bu konuda Kur'ân'daki âyetlerden biri şöyledir: "Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgârla götürürken yolcular neşelenirler, bir fırtına çıkıp, onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıklan anda ise, Allah'ın dinine sarılarak, 'Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenler oluruz' Diye O'na yalvanrlar." Yûnus, 10/22.

 (*). Hadis kaynaklarından tesbit edebildiğimiz kadarıyla, onbir (l 1) değişik varyantı olan fıtrat hadiseleri için bk. Buharı, Cenâiz, 79; Müslim, Kader, 23, 25; imân, 264; Müsned, H. 233; IH, 435; IV. 24; V. 9.

22*. tbn Manzûr, lisânü'1-Arab, Beyrut, ıs., V, 56.

23. Yavuz, age, s. 108; Fıtrat hakkında şu bilgileri vermeği faydalı buluyoruz. Malik B. Bediî, fıtrat hakkında şunları söyler: "Fıtrat, insanı çocukluğunun ilk yıllarından itibaren, Allah'ın birliğini tanımaya ve iyilik yapmaya veya eğer ahlâksız ya da ateist (dinsiz) bir ana-baba tarafından yetiştirilmişçe, onu kötü yola sevkedebilen dinî ve ahlâkî bir içgüdüdür, "(bk. Mâlik B. Bedri, Müslüman Psikologların Çıkmazı, (çev. H. Şencan) ist, 1948. s. 60) Bu görüşü destekler mahiyette olan şu ifadeyi de zikredebiliriz: "Fıtrat, çocuğun ana kamında, iyiliğe ve kötülüğe (hakk'a veya bâtıl'a) meyilli bir şekilde yaratılmasıdır." (Ibn Manzûr, age, V. 56.) Bu konuda Cevdet Sâid'in söyledikleri ise gerçekten dikkate değerdir. O, "Fıtrat üzere doğmak demek, Müslüman olarak doğman demek değildir. Çocuk, 'bilisli'dal' Müslüman olarak doğmuştur. Bunu 'bilfiil' Müslümanlığa dönüştürmesi ancak nefsi arındırma ameliyesi ile olur. Çünkü çocuk etrafı yalıtılmış bir biçimde bırakılırsa 'bilfiil' Müslüman olamaz. Onu Müslüman kılan şey yine de çevresinin, ana-babasının yada onların yerine geçebilecek faktörlerin etkisidir." (bk. Cevdet Sâid, Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, (çev, 1. Kutluer) îst. 1986, s. 54.) derken, âdeta Hz. Peygamber'in, "Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Sonradan ebeveyni onu Yahûdî, Hıristiyan ve Mecûsî yapar. Eğer ana-babası Müslüman iseler çocuk da Müslüman olur." (Müslim, Kader, 25.) hadisine atıfta bulunmaktadır. Şu ifadeleri de zikretmekte fayda vardır. "Fıtratı, bir suyun akışına benzetebiliriz. Nasıl ki bu su, mecrasında akmasına müdâhele edilmediği takdirde, kolaylıkla hedefine doğru akıp giderse; fıtratta müdâhele edilmediği ve çevre tesiriyle başka bir dine yöneltilmediği zaman kişi de hak dine yönelecektir. Nitekim, çocuğun samimiyetini, doğruluğunu, hilesiz ve saf bir davranış içinde bulunduğunu, pek çok kereler müşahede etmişizdir. Ama, sonradan yakınlarının telkin ve tesir etmesiyle yalan söylemeyi, hilekârlığı, mürailiği öğrenerek fıtratı bozulmaktadır." (bk. Hâbil Şentürk, "Din Duygusu, Din Şuuru ve Şahsiyet Gelişmesi" MEGSB., Din Öğretimi Dergisi, Ank. 1987. sy. 10. s. 39.

24. Bk. Beyza Bilgin, Eğitimin imkânı ve Sınırlan Üzerine, AÜlF. İslâm ilimleri Enst. Dergisi, IV, 211; Aynca bk. Ayhan, Eğitime Giriş, s. 15 vd.: M. Faruk, Bayraktar islâm Eğitiminde Öğretmen-Oğrenci Münasebetleri, ısl 1984, s. 19-24.

25. Yavuz, age, s. 109.

2(*). Hadislerin kaynaklan için bundan önceki sayfaya bakınız.

26. Yavuz, age, s. 42.

27. Bk. t. Agâh Çubukçu, islâm Düşüncesi Hakkında Araştırmalar. Ank. 1983,s. 56 vd.

28. Bk. Lewis Malouf, Mülakat... Beyrut, 1908. adlı eser içinde tbn Sina.Kitâbu's-Siyâset; Çubukçu, Makaleler, Ank. 1967, s. 126; Ahmet Çelebi, Islâmda Eğitim ve Öğretim Tarihi (çev. A. Yardım) ist. 1983, s. 296 vd; H. Ziya Ülken, lA., Ibni Sina mad.

29. Bk. İbn Hazin, el-Fasl ffl-Müel... Beyrut, 1975, 1.6 vd.

30. Bekir Topaloğlu, Allah'm Varlığı, Ank. 1975, s. 174.

31. Gazzâli, ihya, m. 57, 59; el-munkiz, s. 15; Çelebi age, s. 293.

32. îbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan (şad. A. Özalp) s. 1-24; Çubukçu, İslâm Düşünürleri, Ank. 1977, s. 49; Yukarıda İbn Haldun (v. 808/1405) dan bahsetmeyişimizin sebebi, çocukta dinî duygunun varlığını ifade eden  görüşlerine rastlayamadığımızdandır. O, çocukta taklit ve kabulün rolünü ele almıştır, bk. Çubukçu, Makaleler, s. 133 vd.

Kaynak: Çocuklarımıza ALLAH'ı Nasıl Anlatalım - Prof. Dr. Mehmet Emin AY , Timaş Yay.
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com
Sayfayı Paylaşın                  Sayfayı RSS Ekleyin





 

   FORUM    ZİYARETÇİ DEFTERİ   BİZE ULAŞIN

www.mucahidler.com   |   www.hikayearsivi.net   |   www.durdane.net   |   www.sumeyyediyari.com

Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ

Google