SÜMEYYE DİYARI

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

NAMAZ VAKTİ

FACEBOOK SAYFAMIZ

Talak (Boşanma)

Talak (Boşanma)

Tarih 23 Ağustos 2012, 12:32 Editör A.Kerim Melleş

İslâmiyet ise, bu konuyu katiyetle sınırlamamış, büyük ölçüde insanları iradeleriyle başbaşa bırakarak sadece bir tavsiyeci rolünü seçmiştir.

   Talak, İslâm hukukunda evli çiftlerin boşanmasına verilen isimdir. Her şeyden önce şunu ifade etmeliyiz ki İslâmiyet, sadece ve sadece şu talak mevzuundaki olgun ve evrensel tavrıyla, gelmiş geçmiş en üstün nizam namını almaya layıktır.

   Talak meselesi tarih boyunca daima çatışma ve tartışma mevzuu olmuştur. Kaba kuvvetin hakim olduğu ilkel devetlerde bu hak tereddütsüz erkeklere verilmiştir.

   Dünyanın üzerinden hicrî birkaç yüzyılın geçmesinden sonra hak ve hukuk terimleriyle yakınlık kuran insanoğlu tarih boyunca yüz karası olan kaba kuvvet kanununu yürürlükten kaldırmış, hakiki bir çözüm arama çabası içine girmiştir.

   Hakimiyet hakkını asla eline geçiremiyen bu kısa süreli samimi çabanın ardından hak ve hakikat, eşitlik ve demokrasi gibi yaftaların gölgesinde saltanatlarını sürdüren simsarlar yegane söz sahibi durumuna geçtiler.

   İşte boşanma meselesine çözüm arama çabalan böyle bir ortamda başlamıştır.

   Hakimiyet sahipleri, bir yandan medenilik havarisi olmak, öte yandan da daha iyi sömürebilmek için kadını kullanmak zorundaydılar.

   Çeşitli aşamalar sonucu boşanmanın kadın ve erkeğin karşılıklı rızası sonucu mahkemede hakim huzurunda ve onun kararıyla vuku bulan şekli kabul edildi.

   Görüldüğü gibi bu çözüm ilk bakışta akla oldukça uygun görünüyor, eşitlik prensibine tam anlamıyla riayet ediyor ve en ufak bir haksızlığa meydan vermiyordu..

   Her iki tarafın karşılıklı rızasıyla meselenin halledilmesine karşın, taraflarda birinin rıza göstermemesi halinde işler karışıyordu.

   Burada hakim gücün taraftarlığı teraziye ağır basıyordu.

   Boşanmayı isteyen taraf kadın olduğu takdirde belli bazı şartların oluşması halinde boşanma kolaylıkla vuku buluyordu.

   Erkeğin teşebbüsünde ise çoğu zaman herhangi bir sonuç alınamıyordu.

   Kadının taşı olduğu bir değirmen gibi... Kadın razı olursa işler oluyor, razı olmazsa her şey duruyordu.

   Bu sistemin çok vahim sonuçlar doğurmasına rağmen hakim güç bunu gözardı ediyor, ardından derhal teşebbüsle bu hareketini bir medenilik olarak ilan edip kendi sistemine iman etmiş itaatkar kullarını uyutuyordu.

   İslâm'daki boşanma meselesine gelince, esas olarak çiftler arasında muhayyer olup prensip olarak erkeğe aittir.

   Boşama bir haktır. Evlenme esnasında bu hak karşılıklı rıza sonucu eşlerden birisine devredilir.

   Kadın boşama hakkını kocasına bırakmak istediğinde normal nikah dışında herhangi bir muamele yapılması gerekmez. Nikah esnasında kadın ağzından çıkan kabul kelimesi aynı zamanda bu hakkı erkeğe devrettiğinin delaletidir.

   Boşama hakkına bizzat kendisi sahip olmak istediğinde ise evleneceği kişiyle özel bir anlaşma yapar. Şahitler huzurunda vuku bulan bu anlaşma sonucu, kadın aynen erkeğin sahip olduğu şekilde boşama ve evliliğe son verme hakkını kazanmış olur.

   Talak hakkının evlilik müddeti içinde de karşılıklı rızayla el değiştirmesi mümkündür.

   Esas ölçüyü böylece zikrettikten sonra diyebiliriz ki; İslâmiyet bu hakkı vermesinin ardından prensip olarak boşanma hakkını erkeğe verilmesini kabul etmiştir. Çünkü ailenin yükünü taşıyan ve mihnetleriyle karşılaşan odur. Yine evlenmek için en büyük maddi külfete giren odur. Evlenme meselesinde asıl zorluğu çeken, yine odur.

   Fakat bu zorlayıcı bir hüküm değil, sadece tavsiyedir, İslâm ailenin sağlıklı yürümesinin biraz daha garantiye alınması için bu hakkın erkeğin elinde bulunmasını tavsiye eder. Fakat erkek her şeye rağmen bu hakkı eşine devretmeye razı olursa ona müdahale edilmez.

   Bu hareketinden dolayı asla kınanmaz. Bilakis yaptığı bu devir kanun gücüyle güvence altına alınır.

   İkinci olarak İslâmiyet boşanma meselesinin sürüncemede kalmasına asla razı olmamıştır.

   Boşama olayı tek kelimede, bir çırpıda yapılır. Boşama hakkını elinde bulunduran taraf bir anda tüm bağları koparabilir.

   Ardından pişmanlık meselesinin gündeme gelmesi mümkün olduğu için iki kez dönüş hakkı vardır. Üçüncü kez sonuçlanan bir evliliğin artık devam etme şansı kalmamış demektir.

   Şanslarını bundan sonra başka birileriyle denemek zorundadırlar. Tekrar geri dönüş ve dördüncü kez nikah yapış artık mümkün değildir.

   Bu hak ancak ve ancak kadının başka bir erkekle tam bir evlilik yapıp ayrılmasından sonra olabilir. Eşlerin tekrar bir araya gelmeleri ancak bundan sonra mümkün olabilir.

   Şimdi Allah'ın va'z ettiği İslâm nizamıyla insan düşüncesinin ürünü plan hukuk kurallarının çatıştıklar noktaları zikredelim:

   1— İslâm'da boşanma tek elle vuku bulur. Batılda ise çift tarafın reyi sözkonusudur.

   2— İslâm'da boşanma hakkını elde tutmaya layık olan prensip olarak erkek, batılda ise kadındır.

   3— İslâm'da boşama hakkına sahip olacak taraf evlenme esnasına tesbit edilir. Evlilik süresince de karşılıklı rıza sonucu devredilebilir. Batılda ise bu hakkın verileceği zat, kanun hazırlayan kişiler tarafından zaman önce tesbit edilmiş olup katiyetle değişmez.

  4— İslâm'da, boşanmanın vukuundan sonra aracılık görevini erkek ve kadının akrabalarından oluşan bir heyet üstlenir. Batılda ise bu iş mahkemeye aittir.

  5— İslâm'da kadının hakkı, evlilik öncesi mehir, evlilik sonrası da nafakayla garanti altına alınmıştır. Batılda ise bunlardan yalnızca sonuncusu mevcuttur.

  6— İslâm'da boşanmadan sonra geriye dönüş hakkı iki keredir. Son boşanmadan sonra tahakkuku oldukça zor olan bir şart yerine gelmedikçe tekrar birleşme mümkün olmaz. Batılda ise dönüş hakkı sınırsızdır.

   İşte islâm'la batıl talak mevzuunda başlıca bu altı noktada çatışırlar. Bu noktalar irdelendiğinde İslâm'ın evrenselliği ileri görüşlülüğü, batılın ise sapan akla, saptıran arzulara dayandığı, bu sebeple yanıldığı ortaya çıkar.

   Yine İslâm, bu altı noktanın izahıyla tüm beşeri sistemleri altı kez daha galebe çalmış olur.

   Şimdi bu meseleler üzerindeki tartışmaları gündeme getirerek iki fikri karşılaştıralım.

   Boşanma tek yönlü bir kararla vuku bulmalıdır. Çünkü, insan tabiatı gereği menfaatları çatışan iki kişi, kendi arzularıyla belirli esaslar üzerinde birleşemezler. Birinin lehine olan şey mutlaka ötekinin aleyhine olur. Boşanma konusunda durum katiyetle bu kurala bağlıdır. Eşlerden birisi her ne pahasına olursa olsun boşamaya karar vermişken öteki bunu reddeder, ikisi de boşama üzerinde aynı oranda hakka sahip olurlarsa, boşanma hiç bir zaman vuku bulmaz.

   Kadınını tamamen reddeden ve onunla olan tüm ruhi bağlarını koparan bir erkek maddi boşanmaya muvafık olamazsa, cehennemi bir yaşam ortamına düşer.

   Sebep ne olursa olsun boşanma kararı verilmiştir. Boşanmak isteyen işin bağını sürdürmekte hiç bir fayda yoktur. Zaten hiç kimse, ruhan koptuğu, manen ayrıldığı ve nefret ettiği eşine kanuni bağlılık dolayısıyla yakınlıkta bulumayı düşünmez.

   Çünkü evlilik, sevgi ve ruhi uyumu gerektiren bir müessesedir. Bu bağlar koptuğunda resmi bağın hiçbir fonksiyonu yoktur.

   Kadınıyla anlaşması mümkün olmayan bir erkeği mahkeme kapılarında süründürmenin veya, kocasından nefret eden bir kadını kolundan tutup kocasının evine sürüklemenin hiçbir manâsı yoktur.

   Bu şekilde suni bir evlilikten toplumsal açıdan hiçbir fayda beklenemez.

   Eğer eşlerin anlaşmaya niyetleri varsa, bu anlaşma zaten olacaktır. Mahkemenin resmi elinin aralarına girmesi, birbirleriyle soğuk bir şekilde davalı ve davacı olarak muhatap olmaları gururlarını rencide etmekten, birbirlerine karşı şiddetli ithamlarını artırmaktan ileri geçemeyecektir.

   Eğer anlaşmaları için mutlaka bir aracı gerekiyorsa bu ancak her iki tarafın yakın akrabaları olabilir ki ortamın yumuşaması tarafların istikbaldeki birlik uğruna çeşitli tavizlere razı olmaları ancak bu şekilde mümkün olabilir. Ki bu mesele dördüncü maddenin izahında belirtilmiştir, iki tarafın da eşit söz hakkına sahip olması ve bir manâda iki tarafın da veto hakkına sahip olmasıyla birleşince boşanma davası B.M.'ye giren davalar gibi sürüncemede kalmakta, huzursuzluk ve nefretten öte bir şey getirmemektedir.

   Aslında modernistlerin tenkid etmeye çalıştıkları taraf, evliliğin böyle bir çırpıda bitmesidir. Onlar daima bu meseleyi öne sürerek İslâm'ın aile müessesesini hafife aldığını söylemek istemektedirler. Bu ani boşanmanın öteki eş üzerinde bir aksi tesir meydana getireceği malumdur.

   Fakat şu unutulmamalıdır ki, her boşanmanın bir sebebi vardır. Hiçbir erkek, uzun zahmetler ve maddi külfetler karşılığı evlendiği hanımını, bekar kalmak bahasına, hem de yeni bir maddi külfete girerek boşamak istemez.

   Bu sebeplerden birisi, kadının özel bir suçu veya geçimsizliği olabilir. Velhasıl boşayan kim olursa olsun sıkıntı gırtlağına çıkmadıkça bu külfetli işe giremez. Girdikten sonra da kolay kolay geri dönemez.

   Yahut erkekle kadın arasındaki ruhi bağ sona ermiştir. Sevgi ve saygı bağları tamamıyla kopmuştur. Taraflar için artık ötekine mahkum olmak ölümden daha da beterdir. Bu durumda zoraki bir birleştirme huzursuzluğu uzatmaktan başka bir, fayda vermez.

   Bütün bunlara rağmen boşanıldıktan sonra pişmanlık vuku bulabilir. Bu pişmanlık halinde geri dönüş mümkündür. Fakat islâm, bu dönüşü sınırlamıştır.

   Beşeri sistemlerin boşanmayı zorlaştırarak veya sürüncemede bırakarak devamını sağlamaya çalıştıkları aile müessesesini, o bu sınırlamayla korumuştur.

   Boşayan eş, dönmek için ancak iki kez hakkının olduğu üçüncüde artık pişmanlığın fayda vermeyeceğini katiyetle bilir. Bunun için boşanma vuku bulmadan önce kendi kendisini hesaba çeker. Geçimini sağlamanın, evliliği devam ettirmenin tüm yollarını düşünür.

   Evliliğin devamı mümkünse sabreder, ve boşanmaz. Çünkü dönüş birgün mümkün olmayabilir.

   Görüldüğü gibi İslâm'da da aile müessesesi, nikah akdi öyle kolaylıkla son bulmaz.

   Fakat bu zorlayıcı sebepler, ne eşleri mahkemeye celbetmek gibi gurur kırıcı ne de sürüncemeye bırakılan davalar gibi sinir yıpratıcıdır.

   Onun nizamı bizzat insan için konulmuştur. Ve insanın fıtratına en uygun ölçülerdir.

   Talakın tek celsede ve tek kişi tarafından yapılmasının gerekliliği anlaşıldıktan sonra, önümüze şu soru çıkar. Acaba bu hakka layık olan taraf kimdir? Erkek mi, yoksa kadın mı?

   Beşeri düşünce bu soruya tam cevap bulamamış, uzun bocalamalar sonucu kadın tarafı ağır basan bir denge kurmuştur.

   İslâmiyet ise, bu konuyu katiyetle sınırlamamış, büyük ölçüde insanları iradeleriyle başbaşa bırakarak sadece bir tavsiyeci rolünü seçmiştir.

   Umumi ölçüler açısından, aile reisliine ve talak hakkına sahip olan erkektir. Fakat, sebepler değişirse sonuçlar da değişebilir. Hak rıza sonucu kadına devredilebilir. Nasıl evlilik bir anlaşma meselesiyse, talak da öyledir. Kadın şayet, bu hakka sahip olmaya çok arzuluysa talibi razı oluncaya kadar onun evlenme teklifini kabul etmemekle direnebilir.

   Erkeğin bu hakka layık olması esasta iki sebebe dayanmaktadır.

   1. Yaratılış bakımından erkek kadına oranla daha kuvvetli ve sabırlıdır. Aileyi tehdit eden tehlikeleri daha rahat bir şekilde bertaraf edip eşinin ve çocuklarının koruyuculuğunu tam olarak yapabilir.

   2. Evlenirken mehir vermek gibi kurulan bu müessesenin bütün maddi külfetini, erkek yüklenir. Tüm bu fedakarlıklarına karşılık bir takım haklara sahip olması tabidir.

   Ona verilen bu hakları onun eline geçen bir koz olarak değil de bir güvence olarak düşünmek lazımdır.

   Ya aksi olursa ne olurdu? Erkek yaptığı tüm harcamalara rağmen hanımının itaattan vazgeçtiğini, evliliğin kendi kontrolünden çıktığını görürse, evliliği hangi duyguyla devam ettirebilecektir.

   Şu anda Türkiye'de Câri Hukukun doğurduğu sakıncalardan en tehlikelilerinden biri de budur.

   Erkek katlandığı tüm külfetlere rağmen, kadından emin olamamakta, ona zorlayıcı bir müeyyide uygulayamamaktadır.

   Boşanmak ve ayrılmak istediğinde ise belası daha da katmerleşerek, kuyruklu bela olacaktır.

   Modernistlerin talak hakkında İslâm'a saldırlarının tamamı bu noktadaki yanlış anlamalarından doğmaktadır.

   Görüldüğü gibi İslâm tekel sisteminin getirilmesiyle birlikte asla erkeği tabulaştırmıyor. Bilakis kadının da aynı oranda hak sahibi olmasını garantiliyordu.

   İslâmın yaptığı sadece kaosları önlemek ve ruhi buhranlara mahal bırakmamaktır.

   Üçüncü nokta, boşanma hakkının sınırlarında insan iradesinin bir fonksiyonunun olup olmadığı meselesidir.

   Memleketimizde uygulanan beşeri sistemde ana kanunlar önceden konulur ve dolaylı yoldan halkın çoğunluğunun desteğini kazandıktan sonra kesinlik kazanır.

   Halbuki, bu kanuna ülke insanlarının yüzde kırkının doğrudan rızasının olmaması her an mümkündür. Ayrıca çoğu kez kanunu kabul etmiş stütüsüne düşen seçmenlerden bir çoğu verdikleri oyun kendilerini bu mecraya sürükleyeceğini hiç tahmin edememişlerdir. Fakat bu pişmanlığın kanuna herhangi bir tesiri yoktur.

   Ayrıca problemlerin illetlerinde değişiklik her an mümkündür. Kanunun teşrîî esnasındaki problemle sonra vukua gelen problem oldukça farklı olabilir. Fakat beşeri sistem bu yeni problemi de eski kanuna göre çözümlemek zorundadır.

   Kanunlar arasında içtihada fırsat tanıyan boşluklar varsa da bu boşluklar evrensel bir bakışla değil yüzeysel bir düşünceyle konduğu için bazan çok fazla gelir suistimale meydan verir. Bazan da çok dar gelerek çözüme gitmeyi imkansızlaştırır.

   Mesela bir kadın çok zengin olabilir, evliliğin tüm maddi külfetlerini üzerine almayı kabullenir, buna karşın kocasını boşama hakkına sahip olmak ister. Veya ilmî, fikrî çalışmalar içindedir. Bu çalışmalarının baltalanmaması için evlilik yaşamının seyrini elinde bulundurmak zorundadır.

   Yahut da evleneceği erkeği beğenmekle birlikte onun iradesine güvenmemektedir. Bu sebeple boşama hakkını elinde tutmak ister.

   Aynı şekilde erkek de kendi dünya görüşü, idâri kudreti veya verdiği tavizler karşılığı olarak bu hakka sahip olmak ister.

   Evlenme aşamasına gelen iki gençten mutlaka birisi ötekisine meyyaldir. Bu evliliğin akdi için taraflardan birisi, umumiyetle kadın, bu haktan vazgeçebilir. Fakat bu vazgeçme asla emniyetsiz bir işe atılma demek değildir. Boşama hakkını devretmesine karşı kendi hesabına bir çok garantilere sahiptir.

   Fakat bu durumda beşeri kanun hemen itirazı patlatır. Sizin huzurunuz bozulsa da aileniz parçalansa da benim kanunlarım uygulanacaktır diye diretir.

   İslâm ise insana hakiki değerini vererek, onu söz sahibi yapar. Güzel neyse, zaman ve mekana uygun olan hangisiyse onu tercih etmelerini ister. Onun kendine mahsus tabulaları yoktur. Bütün kuralları yalnızca insanoğlunu daha da mutlu daha da tutarlı yapmak içindir.

   Bedeni hastalıklar doktorlara, ruh hastalıkları psikoloji uzmanlarına tevdi edilir. Ruhi bunalımlar neşterle tedavi edilemez.

   Aile müessesesi üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir müessesedir. Özellikle yıkılma noktasına gelmiş bir ailenin yeniden onarılması için oldukça titiz davranmak gerekir.

   Çoğu kez boşanmalar, eşlerin birbirlerinin dert ve mazeretlerine muttali olmayışından doğar.

   Kadın kocasına açamadığı bir derdinden dolayı ayrılmak zorunda kalıyorsa araya mahkemenin soğuk eli girdiğinde derdi daha da gizlileşir.

   Fakat kadın olsun erkek olsun eşlerden her biri diğerine açamadığı derdim, söyleyemediği mazeretini, annesine, babasına, ağabeyine, bacısına kolaylıkla söyleyebilir.

   Yakın akrabalar, eşler arasındaki bu huzursuzluğu ve anlaşmazlıkları giderme açısından başarılı olurlar.

   Mahkemede değişmez katı kurallar sözkonusudur.

   Ele geçirilen ip uçları evliliğin lehine de olsa aleyhine de olsa değerlendirilir.

   Akrabalar arasında ise yumuşaklık ve ıslah anlayışı hakimdir. Bir takım olumsuz olaylara evliliğin devamı uğruna göz yumulur.

Kaynak: Dokunmayın Bacıma, Cafer Tayyar, İslamoğlu Yay.
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com
 

Bu haber 3354 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Dokunmayın Bacıma

  • Teaddüdü Zevcât (Dörde Kadar Evlilik)
  • Şehadet Meselesi Ve Kadın
  • Miras Ve Şahitlik
  • Çalışan Kadın
  • İslâm Açısından Doğum Kontrolü
  • Nüfus Planlamasının Dayanakları
  • Nüfus Planlaması (Kürtaj)
  • Örtünmeden Maksat
  • İslam Nazarında Örtünme
  • Kanunlar Ve Örtünme
  • Modernistler Ve Örtünme
  • Tesettür (Örtünme)
  • Benim Bacım
  • Önsöz
  • Takdim
  • Sezai Karakoç'un Kurban Bayramı Konuşması 2 Eylül 201713 Eylül 2017

    GÜZEL SÖZ (RESİMLİ)


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu


    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi