SÜMEYYE DİYARI

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

NAMAZ VAKTİ

FACEBOOK SAYFAMIZ

ALEVİ-SÜNNİ MESELESİ

ALEVİ-SÜNNİ MESELESİ

Tarih 25 Şubat 2014, 15:48 Editör A.Kerim Melleş

Fitne de ehl-i imana karşı kazılmış bir kuyudur. Kardeşlik duygumuzu milli çapta bozmaya çalışan olaylar bir fitnedir. Alevi-Sünni kardeşliğini, Türk-Kürt kardeşliğini bozmaya çalışırlar, laik veya antilaik şeklinde fitneler meydana çıkarırlar. Böylece barışı bozmaya çalışırlar.

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şöyle bir duası vardır: "Ya Rabbi, dirilerin ve ölülerin fitnesinden sana sığınırım."

  Bu gelişigüzel bir dua değildir. Kıyamete kadar yaşayacak olan ümmetine mesajlar vardır bu duada. Bu anlayış içerisinde baktığımız zaman Efendimiz en önce fitneden Allah'a sığınıyor. Fitne de dirilerden geldiği gibi, ölülerden de geliyor. Şimdi biz birinci kelimenin işaret ettiği mânâ üzerinde durmak istiyoruz: Dirilerin sebep olduğu fitneden Allah'a sığınmak. Ölülerin sebep olduğu fitne malumdur. İnsan ölmüştür, o ölmüş insanın dünyada sevenleri vardır, siz o ölmüş insanın aleyhinde konuşursanız sevenleri size karşı gelir, bu defa bir tartışma, çatışma ortamı meydana gelir, barış ve huzur bozulur? Böylece ölülerin fitnesi meydana gelmiş olur. Bu konumuzun dışındadır.

  Fitne nedir? Fitne, barışı, huzuru, kardeşliği bozan söylentiler, davranışlar ve tutumlardır. Son senelerde ülkemizde fitneler çıkartılmak istenmektedir. Doğuda fitne çıkarılmak istenmekte, kardeşçe yaşadığımız Kürt-Türk arasına bir savaş unsuru sokulmak istenmektedir. Alevi-Sünni barışını bozup bir fitne çıkarılmak istenmektedir. Şimdi bu fitneler bizce dikkate alınmalı, bunun üzerinde durup temkinli olunmalıdır. Fitneyi bir kuyuya benzetirseniz insanın yolda giderken kazılmış olan kuyuya düşmemesi lazımdır.

  Fitne de ehl-i imana karşı kazılmış bir kuyudur. Kardeşlik duygumuzu milli çapta bozmaya çalışan olaylar bir fitnedir. Alevi-Sünni kardeşliğini, Türk-Kürt kardeşliğini bozmaya çalışırlar, laik veya antilaik şeklinde fitneler meydana çıkarırlar. Böylece barışı bozmaya çalışırlar. Bunların tümüne ehl-i iman bir fitne gözüyle bakmalıdır. Ve bunlara alet olmamak, oyuna gelmemek, tahrik olmamak, onların istediği vasatı meydana getirmemek suretiyle, daha doğrusu onların yaktığı fitne ateşine odun atmamak suretiyle bu fitne kuyusuna düşmekten kurtulurlar.

  Alevi-Sünni olayına kısaca bir göz atmak istiyorum. Bu memlekette beraber yaşadığımız Alevi kardeşlerimizin düşüncesi, inancı nasıl olursa olsun, biz onlarla dostça, kardeşçe yaşayacağız. Başka çıkar yol da yok zaten. Yani "Sizin inancınız şöyle, öyleyse sizinle biz dostça değil de kavga ederek yaşayacağız" diyecek birisi çıkamaz herhalde.

  Alevilik nedir? Dedelerin televizyonlardaki tariflerinden veya daha başka uzman kişilerin basındaki izahlarından anladığımıza göre, dondurulmuş, tek tip bir Alevilik tarifi çıkmıyor karşımıza. Her dedenin kendi anlayışına, kültür seviyesine göre bir Alevilik tarifi çıkıyor. Neden bu kadar farklı Alevilik tarifleri çıkıyor? Bakıyoruz ki, elde Aleviliği netleştiren, ittifak edilecek bir yazı yok. Daha ziyade vicahi kültürle geliyor, sözlü geliyor.

  Alevi olduğu söylenen bir milletvekilin bir tarifini okudum. Diyor ki: "Alevilerin içine karışan ateist kimseler, Alevileri de kendileri gibi dinsiz göstermek istiyorlar. Böylece Alevileri kendi zihniyetlerine alet edip kullanmak istiyorlar. Binaenaleyh Aleviler asla ateist değildir. Onların Müslüman olduğundan kimse şüphe etmemelidir."

  Ben de bu tarife gönülden iştirak ediyorum. Aleviler Müslümanlığın içerisinde olunca "Alevilik bir mezhep midir, yoksa tarikat mıdır?" suali akla geliyor. Çünkü Aleviler, Allah'ı, Peygamberi, Kur'an'ı kabul etmekle kalmıyor, ehl-i beyti de hemen yanında ilave ediyorlar ki, biz bunlarda zaten müttefikiz. Ehl-i beyt konusunda Sünniler Alevilerden ileri gider, geri kalmazlar. Çünkü biz beş vakit namazın tahiyyatlarında salli-barik dualarıyla ehl-i beyte dua ediyoruz. Şimdi bir mukayese yapacak olursak, hangi Alevi günde beş vakitte ehl-i beyte dua ediyor? Namaz kılmıyorlarsa, dua etmiyorlardır. Demek ehl-i beyt konusunda ittifakımız var, hem de onlardan daha da ileride...

  Alevilik bir mezhep midir, bir tarikat mıdır? Mezhep olması için yazılı bir tarifleri olması lazım. O yazılı tariflerden de İslâmî delillere müracaat edip oradan hükümler çıkarmaları gerekir ki, bir mezhebe girsinler. Böyle yazılı bir vesika olmadığına göre, İslâmın içinde bir mezhep değil de bir tarikat tarifine girebilir. Eğer bu yorum doğruysa. Alevilik İslâmın içerisinde bir tarikat tarifine giriyorsa, bunu da kayda geçip sabitleştirmek lazım. Neden böyle yapmak lazım? Her insan kendi zihniyetiyle Aleviliği yorumlamaya kalkmasın, ateistler de Aleviliği dinsizliğe alet etmesinler diye...

  Efendimiz, "Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin" diye buddua ediyor. Bizim barışımızı bozma teşebbüsleri bir fitne uyandırmaktır. Biz Alevi kardeşlerimizle kardeşlik duygusunun devam etmesini istiyor, bu duygunun bozulmasını isteyenlerin faaliyetini fitneyi uyandırma olarak telakki ediyoruz. Dolayısıyla maksadımız fitneyi uyandırmak değil, kardeşliğin devamını temin etmektir.

  Aleviliğin menşe olarak ayrılma noktası neresidir? Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendimiz ehl-i beyttendir. Vaktiyle sahabe arasında olaylar cereyan etmiş ve Hz. Ali taraftarları Hz. Muaviye taraftarları diye iki taraf teşekkül etmiş ve iki taraf arasında bazı tartışmalar münafıkların da araya girmesiyle vuruşmaya kadar gitmiştir. Alevi kardeşlerimiz de oradan bir ayrılık noktası buluyorlar, Hz. Ali taraftarlığı yapıyorlar. Bunlara saygı duyarız. 1400 sene evvel cereyan etmiş bir olayda bir tarafı haklı bulmaları, gayet normaldir. Nitekim biz de Hz. Ali taraftarıyız, onun haklı bulunduğunu biz de kabul ediyoruz.

  Öyle ise ayrılığımız nerede?

  Biz Alevi kardeşlerimiz gibi Hz. Ali tarafında bulunurken karşı tarafa hürmetsizlik ve saygısızlıkta bulunmuyoruz. Ve Hz. Muaviye tarafına hürmetsizlik ve saygısızlıkta bulunmamakta da fayda vardır. Çünkü Hz. Muaviye tarafında da büyük sahabeler vardı. Konu, "O günün ihtiyaçlarını karşılamak? Hz. Ali siyasetiyle mi mümkün, Hz. Muaviye siyasetiyle mi mümkündür" tartışmasına gelmiş ve Muaviye'nin düşündüğü tarz, o günkü ihtiyaçlara cevap veremez değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bir içtihat meselesidir. Dolayısıyla "İçtihat konusunda isabet eden iki sevap alır, isabet etmeyen bir sevap alır" diye alimler bir ölçü koymuşlardır. Bu sebeple biz de Alevi kardeşlerimiz gibi Hz. Ali tarafını tuttuğumuz halde Hz. Muaviye tarafına karşı saygısızlıkta bulunmaktan, hürmetsiz ifade kullanmaktan çekiniyoruz.

  Burada şu sual akla geliyor? "Niçin saygısızlıkta bulunmuyorsunuz?" Yine alimler demişler ki: "Onların içinde yanlış davranan varsa, onlara karşı beddua etmez, kötü davranmazsanız size bir mesuliyet gelmez. Ya beddua eder, kötü söylerseniz onlar da ona layık değillerse o zaman bir tehlike vardır." Vebal söz konusu.

  İslâm alimleri Yezid için, "Kimseye lanet okumak uygun olmaz, fakat Yezid'e lanet okursanız vebali yoktur" demişler, orada kapıyı açık bıramışlardır. Bu konuda da yine biz Alevi kardeşlerimizle beraberiz. Ve yine lanet okumak caizdir demişler, ama sevaptır dememişler.

  Habis bin Sa'd, âlim bir sahabedir. Hz. Ömer birgün bunu karşısına alıyor, bunun ilmini, fazlını, kemalini bildiği için ona diyor ki: "Ey Sa'd oğlu Habis, seni ben bir yere vali tayin etsem, nasıl hareket edersin?"

  Diyor ki: "Evvela, Kur'ân-ı Kerime bakarım, onunla amel ederim. Kur'ân-ı Kerimde aradığımı göremezsem, Resulullah'ın hadisine, sünnetine bakarım, onunla amel ederim. Orada da göremezsem aklıma, mantığıma bakar, çevredeki insanlarla istişare eder, öyle yönetirim."

  Hz. Ömer (r.a.), "Ya Habis, şu andan itibaren sen Şam'da Humus valisisin, derhal git, vazifeye başla" diyor.

  Habis b. Sa'd böylece gidiyor, Humus'ta valiliğe başlıyor. Aradan bir müddet geçiyor, Hz. Ömer'e bir haber geliyor: "Ya emirelmü'minin, Humus valisi Habis b. Sa'd seninle görüşmek istiyor" diyorlar. Hz. Ömer şaşırıyor, "Daha yeni vali olarak göndermiştim, niye hemen geri gelip görüşmek istiyor?" diyor.

  İçeri aldırıyor ve soruyor: "Ya Habis, benimle görüşmek istemenin sebebi nedir?"

  "Efendim, gelişimin sebebi bir rüyadır."

  Hz. Ömer, "Hayrola, insan bir rüya için kalkar da tâ Şam'dan Medine'ye gelir mi?"

  "Gelmez, ama bu rüya Rahmanidir, şeytani değildir. Onun için geldim. Evhama kapıldım" diyor.

  Hz. Ömer, "Anlat bakalım rüyanı" diyor.

  O da anlatıyor: "Rüyamda bir meydandaydık. Çarpışan iki taraf vardı. Baktım, bir taraf güneşi, diğer taraf da ayı temsil ediyor. Sanki ayla güneş çarpışıyorlar. O ayla güneşin yanında da sayamayacağımız kadar yıldız vardı."

  Hz. Ömer, birden irkiliyor, "Söyler misin, sen hangi tarftaydın?" diyor.

  "Efendim, ben maalesef ay tarafındaydım" diyor.

  O zaman Hz. Ömer duraklıyor ve tek cümlesi şu oluyor: "Ya Habis, Humus valiliğin sona ermiştir."

  Habis b.Sa'd, "Böyle diyeceğinizi ben de tahmin ettim. Fakat sebebini öğrenebilir miyim? Bu rüyayı nasıl yorumladın, bunda ben de tereddüt ettim" diyor.

  Hz. Ömer şöyle cevap veriyor: "İleride ayla güneş seviyesinde iki insan, çevresine yıldız gibi insanları da alarak karşı karşıya gelecek, savaşacaklar. Anlaşılan bu iki tarafın çarpışması sırasında sen de ay tarafında bulunacaksın. Orada bulunurken vali olarak bulunursan daha çok zararlı olabilirsin. Makamının nüfuzuyla vilayetindeki insanların tümü senin tarafına geçer. Dolayısıyla sen daha mühim bir makamdan çarpışmaya destek vermiş olursun. Eğer vali olarak değil de, şahıs olarak girersen, tarafında kimse bulunmaz. Onun için valiliğin sona ermiştir."

  Bu olaydan bir müddet sonra, Hz. Ömer şehit oluyor, yerine Hz. Osman, onun da yerine Hz. Ali (r.a.) hilafete geçiyorlar. O sıralarda da Hz. Ali ile Hz. Muaviye taraftarları arasında Sıffin'de savaş başlıyor. Yani Hz. Ali (r.a.) güneşi temsil ediyorsa, karşı taraf da ayı temsil ediyor. Güneşle ay çarpışıyor ve iki tarafta da yıldızlar, yani sahabeler var. O çarpışmanın sonunda taraflar ayrıldıktan sonra, ölüler kaldırılıyor. Bir de bakıyorlar ki, Tay kabilesinin bayrağı altında Hz. Ömer'in valilikten aldığı Habis b. Sa'd yatıyor. O da istemediği halde kendisini ay tarafında bulmuş ve şehit olmuştur.

  Şimdi bu rüya ile Alevi kardeşlerimizin ayrılık menşei olarak gördükleri o olaya bakacak olursak, diyoruz ki, Hz. Ali ve onun taraftarları haklıdırlar. Biz de ehl-i beytin tarafındayız. Ancak karşı tarafa edep dışı kelime kullanmak, saygısızlıkta bulunmak bizim işimiz değildir.

  Ulemanın meşhur bir sözü vardır: "Allah bizim elimizi o olaylara karıştırmadı, elimiz kana bulanmadı, öyleyse biz de dilimizi o olaylara karıştırmayız, o olayların vebalini sebepsiz yere sırtımıza yüklemeyiz." Böyle düşünürsek, fitne ateşini yakmamış oluruz, fitneye malzeme vermemiş oluruz. Ama tutar da 1400 sene evvel cereyan etmiş ve bugünkü insanların hiçbirimizin dahli olmamış olayı, bugün ortaya getirir, sanki dün biz yapmışız gibi o işin sorgulamasını yapar da, birbirimizi suçlamaya girersek, o zaman iki taraf da bir fitne ateşi yakmış olur.

  Kitaplarda fitneye verilen enteresan bir misal vardır. Küçük bir fitne büyük sonuçlara nasıl sebep olur, o olayı arzedeyim. Bakın kitaplarımızda fitneci adamın küçük bir hareketinin neye mal olduğu nasıl ifade ediliyor?

  Ailenin birisi evinin bahçesinde bir koç besliyor. Adam bahçesindeki çimlerin üzerine bir kazık çakmış, koçu o kazığa bağlamış. Koç o çimleri yiyor, semizleniyor. Kurban zamanı gelince kurban edilecek. Bunu çekemeyen birisi, içeri giriyor, koçun ipini gevşetiyor. Amaç fitne çıkarmak. Koç kazığın etrafında biraz dolaştıktan sonra ipi koparıyor, doğru kapıdan içeriye giriyor. Bakıyor ki karşıda bir ayna. Aynanın içerisinde de kendisi gibi bir koç var. "Burada da benim gibi bir koç varmış" diye geriye çekiliyor, aynanın içerisindeki koça öyle bir kafa vuruyor ki, koca antika eser tuzla buz oluyor. Evin hanımı öbür taraftan koşuyor, geliyor, bakıyor ki, babadan kalma antika ayna param parça olmuş. Fevkalade öfkeleniyor ve hemen çağırıyor, "Kesin şu koçu" diyor. Öfkeyle koçu kestiriyor. Akşam eve bey geliyor, o güzelim koç kesilmiş, içeri giriyor, bakıyor ki, koç kesilmekle kalmamış, asar-ı antika ayna da kırılmış.

  Hanıma diyor "Bu koçu niye kestirdin?"

  "İşte," diyor aynayı göstererek hanım, "babamdan kalma antika aynayı kırdı."

  "Yani şimdi aynayı kırdı diye sen koçu mu kestirdin? Peki senin bundan ne menfaatin oldu? Hem ayna kırıldı, hem de koç gitti" diye öyle bir hiddete kapılıyor ki, çekiyor tabancayı, hanımı orada dang diye vuruyor.

  Onun üzerine haber mahalleye yayılıyor. Hemen hanımın kardeşleri devreye giriyor, kavga kargaşa çıkıyor, bu sefer onlar da o adamı vuruyorlar. Bu olay üzerine polis geliyor, suçlular hapise götürülüyor, ölenler de mezara gidiyor. Bunlardan sonra fitneye sebep olan, koçun ipini gevşeten adam bulunuyor. Onu suçluyorlar. Onun da cevabı şu oluyor: "Ben hiçbir şey yapmadım ki. Sadece koçun ipini gevşettim, hepsi ondan ibaret."

  Evet, fitne böyledir. Başında çok basittir. Aynen büyük bir ormanın bir kibritle kül olması gibi. Kibrit ucu küçüktür, ama büyük bir ormanın yanmasını sağlayabilir. Fitneci insanlar da böyledir. Hareketler küçüktür, fakat büyük olaylara sebep olabiliyorlar. Gerek aile çapında, gerek memleket çapında fitne çıkaran insanlara, gruplara, politikacılara karşı çok hassas ve uyanık olmalıyız. Birliğimizin, beraberliğimizin devamı için Sünnisiyle, Alevisiyle kardeşçe yaşamayı esas almalıyız. Oyuna gelmemeli, hislerimize tabi olmamalıyız. Bizim bildiğimiz ve inandığımız budur.


Kaynak: İslamı Yaşama Sanatı - Ahmet Şahin , Yeni Asya Yayınları
Hazırlayan: A.Kerim MELLEŞ | www.sumeyyediyari.com

Bu haber 2755 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Ailede İslamı Yaşama Sanatı

  • SÜLEYMANİYE CAMİİ VE MEDENİYET ÖRNEKLERİMİZ
  • MİMAR SİNAN'IN ŞAHSINDA ALLAH RIZASI
  • ÖLÜLER ALEYHİNDE KONUŞMAYINIZ
  • DİL YARASI KILIÇ YARASINDAN YAMANDIR
  • ORUÇ TUTMAYANIN HALİ VE FÂSK-I MÜTECAHİR
  • HAYATIMIZI HEDER Mİ EDİYORUZ?
  • ÖLÜMDEN NEDEN KORKARIZ?
  • SAKATLAR SAĞLAM DÜŞÜNMELİ
  • ANA RAHMİ - MEZAR BENZERLİĞİ
  • ZENGİNLİK DE BİR İMTİHANDIR
  • MANEVİ ÇEVRE KİRLENMESİ VE İNSAN
  • İNSAN HAKLARININ KAYNAĞI İSLAMDIR
  • İLİM SAHİBİ GURURA KAPILIRSA NE OLUR?
  • KENDİNİ BÜYÜK GÖREN KÜÇÜLÜR
  • CUMA NAMAZI İZNİ
  • HERKES KENDİ HAYATINI YAŞAMAMALI
  • ALLAH BİZİM CENNETE GİTMEMİZİ İSTER
  • ALLAH KULUNA ZULMETMEZ
  • EN BÜYÜK ALLAH, BAŞKA BÜYÜK YOK
  • FELAKETLERİN EN BÜYÜĞÜ İMANSIZLIKTIR
  • MÜSLÜMAN AKILLI OLUR
  • HİCRET ASRINDAN GÜNÜMÜZE KOMŞU İLİŞKİLERİ
  • DİNDAR TOPLUM VE YARDIMLAŞMA DUYGUSU
  • GEÇİM SIKINTISI ŞAHSİYETİMİZİ ZEDELEMEMELİ
  • "İYİ Kİ SİZİ DİNLEDİM"
  • KADIN GİYİMİNDE KARGAŞA
  • HAYIRLI AİLE NASIL OLUR?
  • AİLE İÇİNDE DELİ VELİ ROLÜ
  • İSLAMI YAŞAMADA ÇOCUK - EBEVEYN DİYALOĞU
  • BUGÜNÜN TERBİYE SİSTEMİ
  • EN İYİ YATIRIM, İNSANA YATIRIMDIR
  • YARA YAPMADAN TEDAVİ ETMEK
  • HANIMIN KABAHATİ VE İBADETİ
  • TEPKİ MÜSLÜMANI DEĞİL, ETKİ MÜSLÜMANI OLMAK
  • İSLAMA HİZMET İNSANA HİZMETTİR
  • SÖYLEYENE BAKMA, DİNLEYENE BAK
  • TAKDİM
  • Sezai Karakoç'un Kurban Bayramı Konuşması 2 Eylül 201713 Eylül 2017

    GÜZEL SÖZ (RESİMLİ)


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu


    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi